Tek mi Çift mi?
Güzel bir restoranda tek başına oturan birini görünce ne düşünüyorsunuz?
Yemeğin tadını çıkaran bir insan mı görüyorsunuz, yoksa birazdan karşısındaki boş sandalyeye biri gelsin mi istiyorsunuz?
Peki o masada siz otursanız, menüye rahatça bakabilir misiniz, yoksa kimseyle göz göze gelmemek için hemen telefonunuzu mu çıkarırsınız?
Tek başına markete gitmekte sorun yok, doktora gitmek de anlaşılır, iş seyahatinde yalnız olmak zaten hayatın bir parçası. Ama sıra keyif almaya geldiğinde sanki yanımızda birinin bulunması gerekiyor.
Türkiye’nin boşanma haritasını konu alan haberi okurken bunları düşündüm. Haberde toplam boşanma sayısında Çankaya’nın ilk sırada olduğu yazıyordu.
İnsanı ayrılık sonrasına ilişkin başka bir soruya götürüyor. Hayatı bir başkasıyla paylaşmaya alışmışken, tek başına keyif almayı öğrenebilir miyiz?
Üstelik bu soru yalnızca boşananları ilgilendirmiyor. Evli olabiliriz, sevgilimiz olabilir, kalabalık bir ailemiz olabilir. Yine de görmek istediğimiz sergiye kimsenin vakti uymayabilir, eşimiz bizim sevdiğimiz filmi sevmeyebilir, arkadaşlarımız gitmek istediğimiz yere gelmek istemeyebilir.
O zaman kendi isteğimizden vazgeçmek zorunda mıyız?
Bu konuda çok hoş bir araştırma var. Rebecca Ratner ve Rebecca Hamilton’ın 2015’te Journal of Consumer Research dergisinde yayımlanan çalışmasında, insanların başkalarının görebileceği ortamlarda tek başına eğlenceli bir şey yapmaktan çekindiği görülüyor.
Bu çekingenliğin nedenlerinden biri, yabancıların kendilerini arkadaşsız sanacağı endişesi. Çalışmanın bir deneyinde katılımcılar bir sanat sergisini........
