menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kral ve Başkan: Eski Dünya ile Yeni Dünya birbirinden uzaklaşırken…

18 0
03.05.2026

Atlas Okyanusu’nun ortasında aktif volkanlardan oluşan ve kuzey-güney ekseninde 68 bin kilometre boyunca uzanan bir sualtı dağ silsilesi var. Bu volkanların püskürttüğü magma, okyanus tabanını genişleterek, Amerika ile Avrupa’yı (ve tabii Afrika’yı da) her yıl ortalama 4 santimetre birbirinden uzaklaştırıyor. İki kıta arasında ekonomik, kültürel, siyasi ve jeopolitik kopuşa doğru giden su üstündeki uzaklaşmayla kıyaslandığında, bu tektonik hareket, son derece masum ve sembolik kalıyor. 

Bu kopuş sürecinin ortasında, İngiltere Kralı III. Charles’ın 4 günlük ABD ziyareti, yaygın olarak, ilişkilerin düzeltilmesi çabası olarak görüldü. Oysa, bunun böyle bir ziyaretle pek de mümkün olmadığı alttan alta biliniyordu. Bu yüzden, Kral’ın bu gezisi tarihe muhtemelen, ABD-İngiltere ilişkilerini düzelten bir dönüm noktası olarak değil, “kaba cehalet” karşısında yenilmekten kurtulamayan “ince kültür”ün son parıldaması olarak geçecek.

Kral’ın ilişkileri tamir edecek “alet çantası” boştu

Kral Charles’ın ziyaretinin resmi gerekçesi, ABD’nin bağımsızlığının 250. Yılının kutlanmasıydı. Ama basın ve kamuoyu bu ziyarete, İran savaşı sürecinde iyiden iyiye bozulan iki ülke arasındaki (Churchill bir zamanlar yakıştırdığı sıfatla) “özel ilişkinin” tamir edilmesi misyonunu yüklemişti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Trump göreve geldikten sonra ABD’ye yaptığı ziyarette, belalı gideceğini önceden tahmin ettiği ilişkiye Kral’ın ağırlığını da katmak istemiş, beraberinde Kral’ın Trump’ı İngiltere’ye davet ettiği bir mektup götürmüştü. Bu taktik kısa bir süre için çalışmıştı. 

Ancak Trump’ın “dostluğu” karşı taraftan ne alabileceği ile yakından ilgiliydi. İngiltere’yi İran savaşına katamayınca dostluk görüntüsü ortadan kalkmış, İngiltere’nin ve Başbakan Starmer’ın hakarete uğraması, aşağılanması dönemi başlamıştı. 

İngiliz ve Avrupa basınının “Trump’a fısıldayan adam” diye tanımladığı Kral’ın, Trump’la, ne onu herhangi bir şeye ikna edecek bir özel ilişkisi vardı, ne de ilişkileri tamir edebilecek bir “alet çantasına” sahipti. 

İngiltere Kralı, dış ilişkilerde kendi inisiyatifiyle hareket etmez, kendi seçtiği bir söylemi benimsemez, hükümetin bilgisi ve onayı dışında bir şey yapmazdı. Nitekim son şeklini Kral’ın verdiği bu konuşma da, devlet gelenekleri çerçevesinde, Kral’ın ekibi tarafından, dışişlerine ve başbakanlığa danışarak hazırlanmıştı. Ancak, Keir Starmer hükümetinin, ilişkileri düzeltmek için Kral aracılığıyla Trump’a gönderebileceği, onun alış-veriş diplomasisi tarzına uygun, ikna edici bir “mesaj” yoktu.

Kral ABD’ye, aslında, bir nezaket ziyareti çerçevesinde, ilişkilerde yeni bir sarsıntıya yol açmadan, İngiltere’nin kırılan ulusal onurunu tamir etmek için gitmişti. İngiliz kraliyet ailesinin bir mensubu olarak, genlerine işlemiş bulunan üstü örtülü mesajlar verme, espriyle karışık iğneleme, sıkıntılı durumlarda renk vermeme özellikleriyle, bunu belki de dünyada en iyi yapabilecek kişilerden biriydi. Nitekim, dostta-düşmanda hayranlık uyandıran bir şekilde bu misyonu yerine getirerek ve fakat ABD-İngiltere ilişkilerini ziyaret öncesi noktada bırakarak evine döndü. Geride kalan, “hiç değilse içimizde kalmadı” duygusunun ferahlatıcı rüzgarı, İngiltere ve Avrupa’yı aşıp bize kadar ulaştı.

Güçlü mesajlar içeren parlamento konuşması 

Kral Charles’ın parlamento konuşmasındaki birçok ifade, hemen izleyen saatlerden itibaren, haberlere ve yorumlara, sosyal medya mesajlarına yaygın biçimde konu oldu. 

Konuşmasının başında iki ulusun kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu söyleyen Kral, Oscar Wilde’dan bir alıntı yaptı: “Günümüzde Amerika ile her alanda ortak noktalarımız var, tabii (bir tek) dil hariç.” Wilde’ın bu sözü aslında, ilk bakışta görünenin aksine, iki ülkenin iki ayrı kültür olduğunu vurgulamak için söylenmişti. Tabii bu söz, herkesin aklına, Kral Charles ile Donald Trump’ın birbiriyle taban tabana zıt üsluplarını getirdi. 

Zor günlerden geçtiğimizi belirtirken, Ortadoğu ve Avrupa’daki (Ukrayna) “çatışmaların” arkasına, yakın zamanda Trump’a ve yardımcılarına yapılan silahlı saldırıyı da takan Kral, “Sarsılmaz bir kararlılıkla şunu söyleyeyim: Bu tür şiddet eylemleri asla başarıya ulaşamayacak,” derken, sanki her iki kategoriyi de kapsıyor gibiydi. 

Kral, “daha dün” gerçekleştiğini söylediği ABD’nin kuruluşunun, “İngiliz Aydınlanması” üzerinde yükselmiş olduğunu vurguladı. Amerikan Haklar Bidirgesi’nin, İngiliz Haklar Bildirgesi’nin neredeyse kelime kelime tekrarı olduğunu, ABD yüksek mahkemesinin, kuruluşundan bu yana, en az 160 kararında Magna Carta’ya atıfta bulunduğunu hatırlattı. 

Charles, hukukun ve........

© 10 Haber