menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İranlı göstericilerin direnişine ve kayıplarına saygı duruşu

29 1
25.01.2026

Arka planda sürekli bir ses vardır, siz onu duyarsınız ama sesin şiddeti tam da bilincinize çıkmaz. Ne zaman ki o ses kesilir, o zaman bir boşluk doğar içinizde ve sessizlik, az önce duyduğunuz sesin şiddetini daha güçlü hissetmenizi sağlar. Geçen hafta İran’dan gelen seslerin tamamen kesilmesi, bende işte böyle derin ve korkutucu bir boşluk yarattı.

Bütün veriler İran’da çok korkunç şeyler yaşandığını gösteriyordu. Molla rejimi gösterileri bastırmış, sokaklarda hakimiyetini kurmuştu. Ama nasıl? Çok ağır bir şiddet uygulayarak ve bu şiddeti gözlerden saklayabilmek için ülke çapında yoğun bir internet karartmasına başvurarak…

Geniş bir katliam ve onu izleyen bir kara propaganda ile İran rejimi baskı ve korku duvarlarını yeniden yükseltirken, protestocular, aktivistler, destekçiler yaşananları bulabildikleri küçük gediklerden dünyaya duyurabilmek, rejimin yalanlarının ortalığı kaplamasının önüne geçebilmek için insanüstü bir gayret sarf ediyorlar.

Geçtiğimiz pazartesi günü, İngiliz The Economist dergisinin web sitesinde yer alan bir yorumda, son durum şöyle tarif ediliyordu:

“Görünüşe göre ortalık sakinleşti. Rejim, kontrolü yeniden ele geçirdi. Kısa süreliğine yıkılan korku tavanı yeniden kuruldu. Maskeli adamlar başkent Tahran’da fiili sıkıyönetim ve gün batımından şafağa kadar sokağa çıkma yasağı uyguluyor. Güvenlik güçleri, Starlink’in karakteristik uydu antenlerini aramak için çatıları tarıyor ve protestocuları desteklediğinden şüphelenilen şirketlere baskın düzenliyor. Şehirlerde kontrol noktaları kuruldu. Ebeveynler, vurulan çocuklarının cesetlerini almak için binlerce dolarlık ‘kurşun vergisi’ ödüyor.”

Economist, aralarında resmi görevlilerin de bulunduğu İran’daki kaynaklarına göre, ölü sayısının 20 bini bulabileceğini bildiriyordu. Bu rakam afakî değildi.

İran’daki çeşitli kaynaklara erişimi çok daha güçlü olan, Washington merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı HRANA’nın geçen çarşamba günü kendi web sitesinde verdiği rakamlar Economist’i destekler nitelikteydi:

“Ülke çapında protestoların yirmi altıncı gününde, teyit edilen ölü sayısı 5.002’ye ulaşırken, soruşturma aşamasında olan ölümlerin sayısı 9.787’ye yükseldi. Ayrıca, protestolar sırasında en az 7.391 kişi ağır yaralandı ve toplam tutuklama sayısı 26.852’ye çıktı.” Ağır yaralıları katarsanız HRANA’nın rakamı 22 bini geçiyordu. Cuma akşamı Bloomberg haber ajansı da 20 bin rakamını telaffuz etmeye başlamıştı.

HRANA’ya göre, hükümet artık daha çok “işlediği cinayetlerle ilgili resmi söylemini pekiştirmekle” uğraşıyordu. Bir yandan Internet kesintileri devam ediyor, bir yandan da içeride yoğun bir baskı uygulanıyordu. Şehir merkezlerinde, ana meydanlarda, yoğun güzergahlarda ve hassas bölgelerin çevresinde güvenlik güçleri, kolluk kuvvetleri ve sivil polisler “kendilerini gösterirken,” bazı bölgelerde mobil kontrol noktaları ve motosikletli devriyelerin artırıldığı gözleniyordu. Görgü tanıkları, yaygın kontrollerden, araç çevirmelerinden, cep telefonu denetimlerinden ve zaman zaman devam eden tutuklamalardan söz ediyordu. Başlangıçta amaç toplu hareket olasılığını en aza indirmekken, şimdilerde daha çok gözdağına dönüşmüştü.

Öldürülen ve gözaltına alınanların ailelerine yönelik baskının arttığına dair haberler de vardı. Bazı şehirlerde, güvenlik güçleri evleri ziyaret ediyor veya telefonla arayarak ailelere anma törenleri düzenlememeleri, toplanmamaları veya medyaya konuşmamaları konusunda uyarıda bulunuyordu.

Bu haberlerden, ülkeyi İslamî esaslara göre yönettiğini söyleyen Molla rejiminin 26 gün içinde en az 15 bin kişiyi (ağır yaralılar kurtarılamazsa 22 bin kişiyi) katletmekle kalmayıp, bir yandan, cenazelerini teslim etmek için ailelerden “kurşun vergisi” aldığını, öte yandan da yas ritüellerini ve cenaze törenlerini yasakladığını öğreniyoruz. İçimden geçenleri söylemeyeyim.

Hükümetin resmi ölüm rakamı, geçen çarşamba itibariyle 3.117. Yani hükümet gösterilerde 3 binden fazla kişinin öldüğünü kabul ediyor, ama bunların çoğunu göstericilerin öldürdüğünü ileri sürüyor. Ölenlerin 2.427’si “siviller ve güvenlik güçleri” olarak sınıflandırılmış. Hatta bunlara “şehit” deniyor. Herhalde “düşman” tarafından öldürüldükleri söylenmeye çalışılıyor. Geri kalanlar ise “teröristler.” Peki düşman kim? “Teröristleri silahlandıran ve harekete geçiren İsrail.”

Rusya’nın resmi haber ajansı TASS, İran hükümetinin kara propagandayı hangi noktaya vardırdığını şu haberle ortaya koyuyor: “İran güvenlik güçleri içindeki bir kaynak, TASS’a verdiği bilgide, İran’daki protestolar sırasında öldürülen çocukların cesetlerinde yapılan adli tıp incelemelerinde, askeri sınıf İsrail mermileri bulunduğunu açıkladı.”

Terörist-İsrail kurşunu-öldürülen çocuk üçgeni resmi rakamlarla bile çok yüksek olan ölümleri açıklamanın güvenli bir yolu olarak görülmüş. Ama, İran Devlet Başkanı Masoud Pezeshkian’ın ilk günlerde protestoları “meşru” olarak nitelendirdiği, buna karşılık 36 yıldır gerçek iktidarı temsil eden, “yüce lider” Ali Hamaney’in, protestocuları isyancı olarak niteleyip öldürülmelerine cevaz verdiği ve bunu bütün dünyanın duyduğu herhalde unutulmuş. Yakında, İran güvenlik güçleri, uluslararası bir basın toplantısı düzenleyip, “ele geçirdikleri” yüzlerce İsrail silahını, uzun bir masaya sıralanmış olarak, bayrak, kitap ve yüce liderin resmi ile sergilerler herhalde… Yapmazlarsa hatırım kalır.

Bir başka resmi Rus ajansı olan RIA Novosti ise İran’da diplomatik bir kaynağın “isyanların eşi benzeri görülmemiş olduğunu” belirttiğini ve göstericilerin banka şubelerini, dükkanları, evleri ateşe verdiklerini aktardığını ileri........

© 10 Haber