Christopher Nolan’ın Odyssey’si hakkında belki bunu da bilmek istersiniz
Ortada 375 milyon dolarlık bir yatırım var (yaklaşık 17,8 milyar TL). Bunun sadece 250 milyon doları yapıma harcanmış. 125 milyon doları tanıtım ve pazarlamaya ayrılmış; toplam bütçenin üçte biri yani… Hal böyle olunca başınızı nereye çevirseniz “The Odyssey” filmiyle karşılaşmanızdan daha normal bir şey yok. Her köşede sınırsız övgü, az miktarda magazinel eleştiri ve IMAX güzellemesi görüyorsunuz. (Tabii bir de “gitmeye değmez”ciler var.)
Gerçi, Homeros’un Odysseia’sının şanına yakışan bir tartışma da hiç yok değil… Her ikisi de Cristopher Nolan’ın filmleri olan Odyssey ile Oppenheimer’ın sonlarında verilen mesajların karşılaştırılması örneğin: Kahramanların eylemleriyle (Biri Truva Atı hilesini bulup kullanarak, diğeri atom bombasını icat ederek) insanlığı geri dönülmez bir eşikten aşırdıkları, yeni bir tür kuralsız şiddetin kapısını araladıkları ve medeniyetin mahvolmasına zemin hazırladıkları, bu yüzden de filmlerin sonunda bir iç hesaplaşma içine girdikleri söyleniyor bu tartışmada…
Truvalı Helen siyah mıydı? Amerika’da Elon Musk dahil birileri bu oyuncu tercihine kızdı.
Gerisi Agamemnon’un Batman’in maskesine benzeyen miğferi, filmdeki diyalogların çağdaş Amerikan diliyle yazılmış olması ve bir de Truvalı Helen’i siyahi bir oyuncunun oynaması… Tam bu noktada Elon Musk ve MAGA’cılar (Trump’ın “Yeniden Büyük Amerika” tayfası) devreye giriyor. Rolleri uzun olmasa da filmin dramatik kurgusu içinde yerleri önemli olan siyahi Helen’den başka, bir de transseksüel bir oyuncunun oynadığı savaşçı Sinon’u dillerine doluyorlar. Musk tarihi gerçeklerin çarpıtıldığını (Homeros tarihçi mi edebiyatçı mı tartışmasını hiç duymamış olmalı), kendisinin bir yıl içinde tümüyle gerçeklere uygun, Homeros’a sadık bir Odyssey filmini kendi yapay zeka platformu Grok’a yaptıracağını söyledi. Bunun için Grok’a bir klip bile hazırlatıp X’te yayınlattı.
Bu eleştiriler size ulaşmıştır, ama gürültüye gitmesini istemediğim bir tanesi daha var
Odyssey filmi ve filmin yönetmeni Nolan, bundan aşağı yukarı tam bir yıl önce ağır biçimde suçlanmıştı. Nolan, Odyssey’in bir kısmını Fas’ın işgali altındaki Batı Sahra’da çekmişti. Bununla ilgili olarak Sahravi (Batı Sahra’nın yerli halkı, Sahralı) sinemacılar, bir manifesto yayınlamışlar ve çoğunluğu İspanyol olan çok sayıda sinema ve kültür insanı bu manifestonun altına imzasını koymuştu. O dönemde konuya hassasiyet gösteren bir kısım Batı basını ve Türkiye’de hâlâ gazetecilik yapan az sayıda mecra da olayı duyurmuştu.
Konu tam olarak neydi, sürgündeki Batı Sahra Uluslararası Film Festivali “FiSahara”nın anlatımıyla öğrenelim:
“Christopher Nolan’ın Odyssey’in sahnelerini Ukrayna’da çektiğini ve bu çekimin izinlerinin Putin’in hükümetinden alındığını biliyor muydunuz? Tabii ki hayır, çünkü olay öyle olmadı. Ancak İngiliz yönetmen, gişe rekorları kıran filminin bir bölümünü, işgal gücünün izniyle, gerçek sahibi olan Sahravi halkını görmezden gelerek (Batı Sahra’da) çekti.”
Cristopher Nolan, filmin bazı sahnelerini çektiği Batı Sahra’nın Dakhla kenti yakınındaki Beyaz Kum Tepesi’nin (ve Batı Sahra’nın ’inin) Fas’ın işgali altında olduğunu, hiç bilmiyorduysa, bir yıl önce öğrenmişti. Hollywood endüstrisinin en önemli yayın organı olan Variety dergisinin haberine göre FiSahara, Nolan’a, “Dakhla’daki çekimleri durdurması ve 50 yıldır askeri işgal altında yaşayan, kendi kaderini tayin etme hakkı için verdikleri barışçıl mücadele nedeniyle sürekli olarak hapsedilen ve işkence gören Sahravi halkıyla dayanışma içinde olması” çağrısında bulunmuştu.
Temmuz 2025’teki bu çağrının ardından, Ağustos 2025’te hazırlanan bir manifestonun altına da Javier Bardem, Pedro Almodóvar, Carlos Bardem, Greta Thunberg gibi isimlerin de aralarında yer aldığı, çok sayıda uluslararası bağımsız sinemacı, sanatçı ve aktivist imza koymuştu.
Manifesto’da, Fas’tan izin alınarak yapılan çekimlerin 50 yıllık yasa dışı işgali ve sömürgeci politikaları sanat yoluyla meşrulaştırdığı (“akladığı”) savunuluyordu. Kendi hikayelerini anlatmak isteyen Sahravi sinemacılar Fas’tan baskı görürken, Hollywood’un bu bölgeyi etik dışı bir biçimde kullanması eleştiriliyordu. Nolan’ın Sahravilerle ilişki kurarak, bölgenin öyküsünü onlardan dinlemesi isteniyordu. Odyssey’cilerin sahip oldukları küresel platformu, işgal altındaki Batı Sahra’daki durumunu dünyaya duyurmak için kullanmaları talep ediliyordu.
Konuyla ilgili haberlerde yer alan ve açık olmayan bazı ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla, yapımcılar bir yıl boyunca, bu sahnelerin filme girip girmeyeceğinin belli olmadığı izlenimini yaratmaya çalışmıştı. İngiliz yönetmen de belki de yapım şirketinin “iletişim uzmanlarının” önerisiyle, kulağının üzerine yatmış, buna ilişkin soruları yanıtsız bırakmıştı.
Batı Sahra’nın tarihi göz önüne alınırsa manifesto son derece kibardı
Cristopher Nolan........
