Kazım Abi’ye veda
Nasıl bi hayat yaşadığımızın, hatta nasıl bi insan olduğumuzun sağlaması ne biliyor musunuz?
Cenazemiz.
Çünkü kimseyi bir cenazeye zorla getiremezsiniz.
İnsan, ancak içinden gelirse gider.
Yüreği çağırırsa gider.
“Son bir kez yanında olayım” derse gider.
O yüzden cenazeler bana hep çok şey anlatır.
Kimler gelmiş…
Arkasından neler anlatılmış…
Kimlerin sesi titremiş…
Kimler, “Bende hakkı çok” demiş…
Bunların hepsi, aslında yaşanan hayatın sessiz karnesi.
Eniştem M. Kazım Apa, o karneden pekiyi aldı.
Hem de yıldızlı pekiyi.
Dünkü öyle güzel bir cenazeydi ki…
‘Güzel’ diyorum diye yanlış anlaşılmasın.
Acımız çok büyüktü, içimiz paramparçaydı.
Ama Kazım Abi’nin vedası çok görkemliydi.
Çok kalabalıktı.
Çok sahiciydi.
Şehrin dört bir yanından…
Türkiye’nin dört bir yanından…
Hatta, dünyanın başka başka yerlerinden insanlar Adana’daki Kabasakal Mezarlığı’na akın etmişti.
Kazım Abi ne ünlüydü…
Ne siyasetçiydi…
Ne sanatçıydı…
Ne de herkesin tanıdığı bi ekran yüzüydü.
Ama o gün, bir şeyi çok net gördük:
Bazı insanlar, etraflarına, şöhretleriyle değil, iyilikleriyle insan topluyor.
Makamlarıyla değil…
Paralarıyla değil…
Kalplerde bıraktıkları yerle…
Kardeşim Nevzat, defin sırasında mezarın içinde çalışan birini fark ediyor.
Doğal olarak mezarcı sanıyor.
Saatler sonra, aynı kişiyi, duada........
