Manhattan mı, Mordoğan mı?.. Usta Şefler Ahmet Kantarcı ve Eray Karahan’ın Cevabı
Ekonomik kalkınmayı konuşurken çoğu zaman gözümüz büyük rakamlara takılıyor.
Milyarlarca dolarlık doğrudan yabancı yatırımlar…
Yeni organize sanayi bölgeleri…
Teknoloji girişimleri…
İhracat rekorları…
Oysa bazen bir ülkenin geleceği, büyük projelerden çok küçük görünen cesur kararların içinde saklıdır.
Bir aile işletmesinde…
Bir zeytinlikte…
Bir bağ evinde…
Ya da deniz kıyısında açılan küçük bir restoranda.
Geçtiğimiz günlerde Karaburun’un Mordoğan beldesinde tam da böyle bir hikâyeye tanık oldum. Bu, yalnızca yeni açılmış bir restoranın hikâyesi değil. Türkiye’nin son yıllarda en çok ihtiyaç duyduğu üç kavramın hikâyesi: tersine beyin göçü, yerel kalkınma ve gastronomi ekonomisi.
Büyük Kalkınma Hikâyeleri Bazen Küçük Bir Restoranda Başlar
Manhattan’ın Işıkları mı, Mordoğan’ın Gün Batımı mı?
Karaburun’un Kösedere köyünden yetişen Ahmet Kantarcı’nın önünde birçok yol vardı.
Bugün iyi bir şefseniz dünya sizi çağırıyor.
Londra…
Dubai…
Doha…
Singapur…
New York…
Hatta Manhattan…
Bugün dünyanın en iyi restoranlarında yüzlerce Türk şef çalışıyor. Michelin yıldızlı mutfaklarda Türk şeflerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu hepimiz için gurur verici.
Fakat Ahmet Kantarcı ile ortağı Eray Karahan farklı bir karar vermiş.
Onlar kariyerlerini yalnızca büyük şehirlerde sürdürmek yerine doğdukları topraklara yatırım yapmayı seçmişler.
İki ay önce Mordoğan sahilinde Köve adını verdikleri restoranı açmışlar.
Ne büyük bir yatırım fonunun desteği var.
Ne uluslararası bir zincirin gücü.
Ne de kurumsal bir markanın sermayesi.
Yalnızca yıllarca çalışarak biriktirdikleri tasarrufları…
Ve memleketlerine duydukları güven.
Amerikalı düşünür Wendell Berry’nin çok sevdiğim bir sözü vardır:
“Bir yere ait olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir.”
Sanırım Ahmet ve Eray’ın yaptığı tam da budur.
Onlar önce ait oldukları yere dönmüşler.
Sonra yatırım yapmışlar.
Bir Restoran Sadece Yemek Satmaz
Bir restorana yalnızca mutfak gözüyle bakarsanız büyük resmi kaçırırsınız.
Çünkü iyi bir restoran aslında görünmeyen onlarca sektörün kesişme noktasıdır.
Sabah gün doğmadan denize açılan balıkçı…
Bahçesindeki domatesi toplayan üretici…
Kekik ve adaçayı toplayan köylü…
Zeytinyağı sıkan aile…
Peynir yapan küçük mandıra…
Şarabını üreten bağcı…
İyi bir restoran bunların hepsine hayat verir.
Karaburun gibi bir yarımadada bunun anlamı daha da büyüktür.
Çünkü ürünlerin önemli bölümü kilometrelerce uzaktan değil, birkaç kilometre öteden........
