Sevgili günlük…
25 Ocak, Assos
Bugün pazar. Assos’ta son günümüz. Öğleden sonra İzmir’e yola çıkıyoruz. Birkaç gün çalışmamak ne kadar iyi geldi. Yazmak, okumak çalışmak gibi gelmiyor bana. Otel son günümüzde yine boşaldı ve müzik seçimi bize kaldı. Schubert’in şarkıları eşliğinde öğlenki pizza partisini bekliyoruz. Buradan kilo alıp gideceğiz sanırım. “Beklemek / Gövde kazanması zamanın.” demiş ya Cemal Süreya, ki, soyadındaki bir ‘y’yi iddiada kaybetmişti, çekip gitmekle bizi eksik bırakanların başında gelir. Sezai Karakoç’la Muazzez Akkaya hakkında girdiği bir iddiada kaybetmiş ‘y’ harfini.
28 Ocak, İstanbul
Uzun bir gün daha başlıyor. Petra’da uzun uzun oturmak var oysa. Kahve içerek, gelen gidene bakarak, müzik dinleyerek ve sakin sakin kitap okuyarak. Ne kimseye laf anlatacak, ne de birilerini dinleyecek halim, isteğim yok. Seanslardan bahsetmiyorum, onlar beni ayakta tutan yegâne şey. Gündelik hayatımdaki insanlar ve onlarla olan ilişkimle derdim. Akşam, doğrudan eve gitmeli, hiçbir yere uğramadan. Bugünlerde polisiye okuyup, polisiye izlemek dışında hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden.
Evde herkes kendi köşesine çekiliyor, kimse kimseyle ilgilenmiyor. Vegas salonda, Cimcime en alt katta, bense yatak odamda oluyorum. Sabahları en hareketlimiz Vegas, dışarı çıkacağımız için bir miktar heyecan gösteriyor. Cimcime yanımıza gelmiyor bile.
Dünya savaşlarıyla ilgili ısmarladığım kitaplar geldi. Evdeki bu konudaki diğer kitaplarla birlikte salonda, sehpanın üzerinde duruyorlar. Okuyabilecek miyim, emin değilim. Belki yalnızca üç beş belgesel izler, bir kenara bırakırım bu merakı da.
Mekânın kedilerinden biri Suşi. Ne istediğini, ne zaman isteyeceğini ve asıl önemlisi nasıl isteyeceğini çok iyi biliyor. Biz insanlar gibi........
