menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO Zirvesi ile Türkiye’de düşman ceza hukuku ve anayasasızlaşma yeni eşiklere ulaştı

10 0
24.07.2026

NATO Zirvesi ile Türkiye’de düşman ceza hukuku ve anayasasızlaşma yeni eşiklere ulaştı

Tam olarak AKP iktidarının “terör” kavramını ve ona karşı uyguladığı güvenlik hukukunu, iç ve dış siyasetini reorganize etmek üzere performe ettiğini görmekteyiz. Elbette bu geriye doğru bir performasyondur. Böylece NATO karşıtları, bağımsızlıkçılar, yurtseverler, sosyalistler, hatta çevre hareketi “terörist” olarak özneleştirilir ve buradan hukuk askıya alınarak bir yanda savaş konsepti inşa edilirken bir yandan siyasal iktidar tahkim edilir. Bu nedenle de gözaltılar, tutuklamalar ve bunların tüm adli proses askıya alınarak zalimce gerçekleştirilmesi “gerekir.”

Öncülüğünü ABD’nin yaptığı Uluslararası Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun Ankara zirvesi ve bu toplantının çıktıları pek çok açıdan tartışılmaya devam ediyor. Zirvenin ana başlıklarının ABD ve İsrail’in güvenliği, Türkiye’de rejimin buna uygun biçimde takviye edilmesi ve kalıcılaştırılması, İran savaşı, ABD-AB ilişkisinin yeniden düzenlenmesi, Rusya ve Çin ekseni olduğu biliniyor.

Yazımızın ana konusu bu başlıklar değil, fakat bu başlıklarla doğrudan ilişki içinde. 11 Eylül saldırıları sonrası Yeni Dünya Düzeni’nin “hukuk devleti” mistifikasyonundan vazgeçerek güvenlik konseptine ve düşman ceza hukukuna doğru geri-evrimini kitaplarımızda ve pek çok yazımızda anlatmıştık. Ve fakat Türkiye’nin bu sürece eklenmesinde katedilen yol emperyalist ilişkilerin yoğunlaşmasıyla yeni bir kerteye ulaştı.

NATO zirvesi öncesi yapılan operasyonlarla başlayalım… Devlet açısından her daim “düşman” ihtiyacını karşılayacak “olağan şüpheliler” devrimciler, sosyalistler ev operasyonlarıyla sabaha karşı alındılar. Bu önceki eşikten zaten bilindik bir aksiyon. Buna dair bir fark, şehrin merkez ilçesi Çankaya’da ev baskını videolarına kamuflajlı Jandarma Özel Hareket güçlerinin otomatik tüfeklerle rol alması oldu. Bunun NATO’nun patronlarına dönük bir askeri güzelleme olduğunu fakat güvenlik hukukunun uygulanmasına dair yeni bir niteliğe tekabül etmeyen vasat şov düzeyinde kaldığını ifade edelim.

Mücadeleden bir biçimde yıllar önce kopmuş, yaş almış “eski” sosyalistler gözaltı listesinin bir başka “göz dolduran”ı olabildiler. Devletimiz sosyalistleri unutmaz zira!

Nicel ve nitel gücü eriyip gitmiş kimi eski örgütlerin ismen zikredilmesinin düşman hukuku uygulaması imdadına yetişmesi de NATO güvenlik konseptine özgü veya yeni değil. Pek çok siyasal operasyonda benzer uydurmalar yaşandı.

Fakat çevre sorunsalına, sorunsalın politik bağlamından da belli bir mesafe itidaliyle konumlanan TEMA üyelerini yasadışı TKP/ML örgütü isnadından tutuklamak… İşte bu yalnızca bir politik trajedi mesel’i değil, Türkiye hakim devlet sınıflarının artık çevre hareketini de terör hukuku kapsamına aldıklarına dair yeni bir zaviye.

Ceza hukuku yasası, öğreti ve içtihatlarının aradığı biçimde eylem yok, delil yok ve artık bunlara ihtiyaç da yok. Önceki terör hukuku dahi bu değil, zira bu kez örgüt de yok!

Olağan hukukta taahhüt edilen formel kuralların da, usul hukuku kural ve ilkelerinin de rafa kaldırıldığı adı konmamış bir Olağanüstü Hal hukukunun Türk tipi başkanlık sisteminde bir istisna hali olmaktan çıkıp her an uygulanabilir hale geldiğini müşahade ediyoruz. Ve bu halde iktidar, muhaliflerine düşman ceza hukuku uygulamaya kolayca geçer. Zira muhalifleri artık “yurttaş” olarak görmez. 11 Eylül saldırıları sonrası Schmitt’den yarım kalan Düşman Ceza Hukuku öğretisini kuramlaştırma işini tamamlamak isteyen Günter Jakobs, artık “terörist”lere düşman ceza hukuku uygulanması gereğini açıkça savunmaktaydı ve bunu........

© Yurtsever