Von der Leyen Vakası: AB’nin Türkiye Çıkmazı
Von der Leyen Vakası: AB’nin Türkiye Çıkmazı
Von der Leyen’in sözlerinin arka planında, AB’nın genişleme politikasını jeopolitik rekabet bağlamında yeniden tanımlama çabası yatmaktadır. (Foto: Ekran Görseli)
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan 2026’da Hamburg’da, Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada Avrupa’nın “Rus, Çin ya da Türk etkisi altına girmemesi” gerektiği yönündeki ifadeleri, yalnızca talihsiz değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kendi ilkeleriyle de çelişen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu tür bir söylem, Türkiye’nin konumunu yanlış okumakla kalmamakta, aynı zamanda Avrupa’nın jeopolitik vizyonundaki çelişkileri de açığa çıkarmaktadır. Bu söylem yeni olmamakla beraber sürekli işlenmesi yararlı değildir.
Her şeyden önce, Türkiye hâlâ resmî olarak AB’ne aday bir ülkedir. On yıllardır süren üyelik süreci, her ne kadar siyasi nedenlerle tıkanmış olsa da, hukuken ve kurumsal olarak ortadan kalkmış değildir. Böyle bir ülkeyi, Avrupa’nın “etkisinden korunması gereken” aktörler arasında saymak, adaylık statüsünü anlamsızlaştırmakta ve AB’nin genişleme politikasının inandırıcılığına zarar vermektedir.
Jeopolitik İddia ve Stratejik Vizyonsuzluk
Bu yaklaşım aynı zamanda derin bir zihinsel çelişkiye işaret etmektedir: AB bir yandan “jeopolitik aktör” olma iddiasını güçlendirmeye çalışırken, diğer yandan kendi yakın çevresindeki önemli bir ortağı dışlayıcı bir dil kullanmaktadır. Oysa Türkiye, NATO üyesi, Avrupa Konseyi kurucu üyesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya veya Çin ile aynı kategoride değerlendirilmesi, gerçeklikten ziyade algıya dayalı bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Bununla birlikte, bu söylemin yalnızca kurumsal bir bakış açısının değil, aynı zamanda mevcut liderliğin öncelik ve yaklaşımının da bir yansıması olduğu değerlendirilebilir. Ursula von der Leyen’in görev süresi boyunca Türkiye ile ilişkilere daha temkinli ve mesafeli bir çerçevede yaklaştığı gözlemlenmektedir. Ancak AB’nin Türkiye gibi jeostratejik öneme sahip bir ülkeyle ilişkilerini bu tür bir mesafe üzerinden tanımlaması, uzun vadede Birliğin kendi stratejik çıkarlarını da sınırlama riski taşımaktadır. Türkiye ile yapıcı bir angajmanın zayıflaması, Avrupa’nın çevresinde istikrar üretme kapasitesini de doğrudan etkilemektedir.
Pekişen Çifte Standart Algısı
Daha da önemlisi, bu tür ifadeler........
