Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Türkiye Raporu: Rotayı Kim Çizecek?
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Türkiye Raporu: Rotayı Kim Çizecek?
Fotoğrafta Karadeniz’den çıkarılan doğal gazı sisteme dahil eden Filyos gaz işleme tesisi görülüyor. (Foto: Enerji Bakanlığı)
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 4 Eylül’de yayımladığı Türkiye 2026 Enerji Politikası İncelemesi, enerji sistemimizin nereden geldiğini, nereye doğru ilerlediğini ve önümüzde hangi darboğazların bulunduğunu berrak biçimde ortaya koyuyor.
Önce hakkını teslim edelim: ciddi, dengeli ve faydalı bir çalışma.
Elektrik talebimizin 2005–2024 arasında yılda ortalama yüzde 5’e yakın büyüyerek IEA üyeleri arasında en yüksek artışı göstermesi başlı başına önemli. 2025’te elektriğimizin yüzde 43’ünü yenilenebilir kaynaklardan üretmiş olmamız da öyle. IEA, 2035’e giderken güneş kapasitesinin yaklaşık dört, rüzgârın üç katına çıkacağını; şebekenin ve depolamanın ise bu büyümenin gerçek darboğazına dönüşebileceğini söylüyor.
Karadeniz’deki Sakarya sahasının tam kapasitede yılda 16.5 milyar metreküp gaz üretebilmesi de Türkiye’nin enerji güvenliği açısından oyunu değiştirebilecek ölçekte.
Ama asıl mesele raporun söylediklerinden sonra başlıyor.
Türkiye Avrupa’nın Küçük Bir Modeli Değil
Türkiye’nin enerji sorunu Almanya’nın, İngiltere’nin veya Fransa’nın enerji sorununun daha düşük gelirli versiyonu değildir.
Avrupa’nın büyük ekonomileri ağırlıklı olarak olgunlaşmış enerji sistemlerini karbonsuzlaştırmaya çalışıyor. Türkiye ise aynı anda hem sistemini büyütmek hem dönüştürmek zorunda.
Yeni ve küresel ölçekte rekabet edebilecek bir sanayi yapısı kurmak istiyoruz. Şehirler büyüyor. Veri merkezleri, yapay zekâ, elektrikli araçlar ve yeni üretim kümeleri elektrik talebini artıracak.
Aynı zamanda enerji ithalat faturasını azaltmak, sanayiciye rekabetçi fiyat sunmak, arz güvenliğini güçlendirmek, verimliliği artırmak ve 2053 karbon hedeflerine ilerlemek istiyoruz.
Bu nedenle benim öncelik sıralamam biraz farklı: Güvenlik. Maliyet. Çeşitlilik. Rekabetçilik. Teknolojik egemenlik. Karbonsuzlaşma bunların karşısına konulmamalı; tam tersine, bu hedeflerin içine akıllıca yerleştirilmeli. Türkiye açısından başarılı enerji dönüşümü yalnızca daha düşük karbon değildir. Daha az kırılganlık, daha düşük maliyet, daha güçlü sanayi ve daha geniş stratejik hareket alanıdır.
IEA’yı Dinleyelim Ama Kopyalamayalım
IEA benim yabancısı olduğum bir kurum değil.
Geçmişte beş yıl boyunca orada Asya-Pasifik bölgesinin yöneticiliğini yaptım; Çin, Rusya, Hindistan ve Ortadoğu’nun enerji geleceğine ilişkin çalışmaların içinde yer aldım. Kuruma büyük saygım var. Ama hiçbir uluslararası kuruluş boşlukta yaşamaz. ABD, Japonya ve Avrupa’nın büyük ekonomileri IEA’nın tarihsel ağırlık merkezleridir. Bunların piyasa, iklim, teknoloji ve sanayi önceliklerinin kurumun düşünce dünyasına yansıması doğaldır.
Bu bir suçlama değil; kurumsal gerçeklik. Ankara’nın görevi IEA raporunu tercüme edip uygulamak değil, kendi kalkınma aşamasına, finansman şartlarına, jeopolitik konumuna ve sanayi hedeflerine göre yeniden yorumlamaktır.
Üstelik Türkiye artık sadece başkalarından öğrenen bir enerji ülkesi değil. Bazı alanlarda başkalarının incelemesi gereken bir deneyim de üretiyor.
Koridor Olmak Artık Yetmez
Gazda elimizde güçlü kartlar var: Rusya, Azerbaycan, İran, TANAP, TürkAkım, LNG, FSRU’lar, depolama ve Karadeniz gazı. Fakat hâlâ “enerji koridoru” olmaktan fazla söz ediyoruz.
Ben koridor olmayı yeterli bulmuyorum. Koridordan enerji geçer; fiyatı merkezler belirler. Türkiye gerçek bir ticaret merkezi olmak istiyorsa BOTAŞ’ın piyasa rolünü, EPİAŞ’ın derinliğini, üçüncü taraf erişimini, fiyat şeffaflığını ve vadeli gaz ticaretini cesurca geliştirmek zorunda.
Karadeniz gazının gerçek değeri de yalnızca ithalatın yerine kaç milyar metreküp koyduğu değildir.
Rusya, İran, Azerbaycan ve LNG tedarikçileriyle masaya oturduğumuzda elimizi güçlendiriyorsa stratejik değer yaratıyor demektir. Karadeniz gazı üretim kadar pazarlık gücü projesidir.
Akkuyu Başarıdır Ama Kalıp Değildir
Nükleerde de aynı pragmatizme ihtiyaç var.
Türkiye yaklaşık yarım yüzyıl nükleer santral konuştu;........
