Yeni Parti’nin Yeni Vaadi ve Delege, Koltuk, Para Üçgeni
Yeni Parti’nin Yeni Vaadi ve Delege, Koltuk, Para Üçgeni
Genel Başkan Özgür Özel, Yeni Parti’nin TBMM’deki ilk grup toplantısında konuşuyor. (Foto: X- @yenipartiyiz)
Özgür Özel’in Yeni Parti için açıkladığı örgütlenme modeli Türkiye’de siyasetin yerleşik ağlarına dokunuyor.
Bir partinin gerçekten yeni olup olmadığı adından, kurucular kurulundan ya da programındaki iddialardan anlaşılmaz. Asıl ölçüt, iktidarı kendi içinde nasıl ürettiği, dağıttığı ve denetlediğidir. Kim karar veriyor? Bir siyasetçi yükselmek için kimin desteğine ihtiyaç duyuyor? Makamını üyelerin güveniyle mi, dar bir çevreyle kurduğu ilişkiler sayesinde mi koruyor?
Modelin özünde birbirini tamamlayan üç değişiklik var.
Delegelerin değil, üyelerin seçmesi
Birincisi, siyasetin yapıldığı temel birimin değişmesi. Özel’in açıkladığı reform hayata geçirilirse ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı doğrudan üyeler seçecek. Delegelik, Siyasi Partiler Kanunu’nun zorunlu kıldığı teknik bir kabuk olarak kalacak. Karar mercii ise üyeyle yönetim arasında duran delege değil, üyenin kendisi olacak. Bu, partinin en alt kademesinden genel başkanlığa kadar bütün yöneticilerin doğrudan üye iradesine dayanması, yani parti içinde genel oy ilkesinin kurulması demek. Üyelerin doğrudan oy kullandığı bir sistemde adayın çok daha geniş bir çevreyi ikna etmesi gerekiyor. Bu değişiklikle siyasetçinin yukarıdaki lidere ve aradaki örgüt aracısına bağımlılığı azalırken aşağıdaki üyeye karşı hesap verme zorunluluğu artacak.
İkincisi, siyasi makamların süreyle sınırlandırılması. Mevcut tüzük seçilmiş kamusal görevler için üç dönem sınırı getiriyor. Özel’in açıkladığı yeni model ise bu sınırı parti içindeki bütün makamlara yayma iddiası taşıyor. Genel başkanın kazanamadığı bir seçimin ertesi günü yeniden aday olmayacağı taahhüdünde bulunuyor. Burada amaç, siyaseti birkaç kişinin yıllar boyunca sürdürdüğü kapalı bir meslek olmaktan çıkarmak ve hiçbir makamın kişisel mülkiyete dönüşmesine izin vermemek. Zira tam da bu partinin kendi kadroları eliyle yeni isimlere kapısını kapatmasını sağlayan en önemli mekanizmaydı. Böylelikle siyasetçinin koltuğun sahibi değil, geçici taşıyıcısı olduğu fikri kurumsal bir kurala bağlanmış olacak.
Para-siyaset ilişkisi
Üçüncüsü, radikal mali şeffaflık ve bunun yasal karşılığı. Özel, beş gün içinde 113 bin bağışçının 240 milyon lira bağışladığını, toplanan ve harcanan her kuruşun kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı. Ardından iktidara hediyelerden kamu ihalelerine, sebepsiz zenginleşmeden lobiciliğe kadar uzanan kapsamlı bir siyasi etik yasası çıkarma çağrısında bulundu. Paranın siyasette kimden kime, hangi amaçla ve hangi karşılıkla aktığını görünür kılmak, önerilen modelin en önemli üçüncü ayağını oluşturuyor.
Delege-koltuk-para üçgeni
Bu üç başlık, CHP siyasetinin uzun yıllar boyunca kapalı devre çalışmasını sağlayan üç temel mekanizmayı hedef alıyor: delege, koltuk ve para. Delege, üyeyle yönetici arasına girerek küçük iktidar ağları yaratıyor. Sınırsız görev süresi, makamı geçici bir sorumluluktan kalıcı bir mülkiyete dönüştürüyor. Mali kapalılık ise siyasetin hangi çıkar ilişkileriyle finanse edildiğini görünmez kılıyor.
Dolayısıyla açıklanan modelin iddiası yalnızca yeni isimleri yönetime taşımak değil. İsimleri üreten, koruyan ve birbirine bağlayan mekanizmayı değiştirmek. Üçü birlikte aynı mesajı veriyor: Yeni Parti’de kurallar yalnızca rakiplere değil, yönetenlere de uygulanacak.
Siyasetin “ahlâki ekonomisi” onarılmalı
Bu hamlenin siyaseten nereye oturduğunu anlamak için 19 Mart’tan bu yana muhalefetin içine çekildiği zemine bakmak gerekiyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve belediyelere yönelik operasyonlarla derinleşen süreç yalnızca hukuki bir tasfiye girişimi değildi. Aynı zamanda muhalefetin ahlaki üstünlük iddiasını aşındırmayı amaçlayan bir siyasi stratejiydi. İnşa edilmek istenen imge açıktı: Yolsuzluğa bulaşmış, kendi içinde kavgalı, iktidara geldiğinde düzen değil kaos üretecek bir siyasi özne.
Sorun, bu imgenin bütünüyle karşılıksız kalmaması. PanoramaTR’nin araştırması, seçmenin operasyonların siyasi niteliğini görmesine rağmen siyaseti topyekûn kirli gördüğünü gösteriyor. Yolsuzluğun son yıllarda arttığını düşünenlerin oranı yüzde 75. Bu kanaat bütün parti tabanlarını kesiyor. Oran AK Parti seçmeninde yüzde 60, MHP seçmeninde yüzde 56, muhalefet seçmenlerinde ise yüzde 86 ile 90 arasında değişiyor. Belediyelerde yolsuzluğun yaygın olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 82’ye ulaşıyor.
Hem operasyon hem yolsuzluk algısı
Belediye soruşturmalarının gerekçesi sorulduğunda en yüksek yanıt, yüzde 43 ile “hem yolsuzluk var hem siyasi operasyon yapılıyor” oluyor. Seçmenin önemli bir bölümü........
