Türkiye-İngiltere İlişkileri Yeni Bir Döneme mi Giriyor?
Türkiye-İngiltere İlişkileri Yeni Bir Döneme mi Giriyor?
Türkiye- İngiltere ilişkileri artık geçmişteki hiyerarşik kalıplarla açıklanamaz. Yeni dönem, daha dengeli ve karşılıklı ihtiyaç temelli bir zemine oturuyor. Bu dönüşümün göstergesi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper arasında 23 Nisan 2026’da Londra’da imzalanan Stratejik Çerçeve Anlaşması. (Foto: X/ Dışişleri)
Bir zamanlar denizlere hükmeden, küresel düzeni şekillendiren Britanya, bugün hâlâ aynı reflekslerle konuşuyor; ancak aynı kapasiteyle hareket edemiyor. Sorun yalnızca güç kaybı değil; asıl mesele algı ile gerçeklik arasındaki açığın giderek büyümesi.
Londra’nın dili hâlâ büyük güç dili; fakat araçları giderek orta ölçekli bir gücün sınırlarına çekiliyor. Bu da dış politikada iddia ile etki arasında tehlikeli bir boşluk yaratıyor.
Bu durumu en çarpıcı şekilde, birkaç yıl önce eski Dışişleri Bakanı William Hague ile Chatham House’ta yaptığımız kısa sohbetten hatırlıyorum. “Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Artık eski Britanya değiliz” demişti.
Bu söz bir zafiyet değil, stratejik gerçekliğin kabulüydü. Ancak görünen o ki Londra, bu gerçekle zihinsel düzeyde tam anlamıyla yüzleşmiş değil.
Söylem Güçlü, Kapasite Sınırlı
Bugün Britanya’nın dış politika dili hâlâ sert, iddialı ve zaman zaman öğretici. Ancak bu söylemin sahadaki karşılığı giderek zayıflıyor.
Yaptırımların delinmesi, deniz güvenliğindeki açıklar ve caydırıcılığın aşınması dikkat çekiyor. Söylem ile gerçeklik arasındaki mesafe büyüdükçe güven de eriyor.
Rusya’nın denizaltı iletişim altyapılarını test edebilmesi ve yaptırım altındaki gemilerin neredeyse engelsiz hareket edebilmesi, bu zafiyetin somut göstergeleri.
ABD’de Donald Trump ve Pete Hegseth gibi isimlerin İngiltere’ye yönelik küçümseyici açıklamaları da bu algıyı besliyor.
Bir zamanlar sistemi şekillendiren Londra, bugün sistem içinde konumunu korumaya çalışan bir aktöre dönüşmüş durumda. Bu değişim, yalnızca maddi değil, aynı zamanda psikolojik bir kırılmayı da işaret ediyor.
Geçmişin Gölgesinde Strateji
Falklands Savaşı, Britanya’nın son büyük askeri özgüven vakası idi. Bu zafer, Londra’ya küresel ölçekte güç projeksiyonu yapabileceği duygusunu yeniden kazandırdı. Ancak dünya o tarihten bu yana köklü biçimde değişti. Güç dengeleri doğuya kaydı, teknoloji rekabeti sertleşti, jeopolitik daha parçalı hale geldi.
Bugün karşı karşıya olunan sorun sadece kapasite eksikliği değil; zihinsel uyum sorunudur. Geçmişin başarılarıyla bugünün dünyasını okumaya çalışmak, stratejik körlük yaratıyor. Britanya’nın refleksleri hâlâ imparatorluk döneminin izlerini taşıyor.
Oysa artık güç, yalnızca askeri kabiliyetle değil; teknoloji, veri ve ekonomik dayanıklılıkla ölçülüyor.
Avrupa’dan Kopuş, Washington’da........
