Avrupa 2026’da Dünyaya Hâlâ Demokrasi Dersi Verebilir mi?
Bir zamanlar kürsülerden dünyaya seslenen Avrupa, bugün susuyor. Avrupa’da bu suskunluk, basit bir diplomatik tercih değil; derin bir yorgunluğun, hatta bir özgüven kaybının işareti. (Foto: Avrupa Parlamentosu- Strasburg/ Foto: Frederic Köberl/ Unsplash)
2026’ya girerken dünyaya baktığımda, içimde tuhaf bir duygu var: Demokrasiden herkes söz ediyor ama kimse gerçekten savunmuyor. Özgürlükler dilden düşmüyor ama hayatın içinden çekiliyor. İnsan hakları her bildiride var, sahada ise giderek daha az görünür. Bu sorular kafamda dolaşırken, geçen gün gazeteci dostum Ali Değermenci ile yaptığımız sohbet adeta düğmeye bastı: “Farkında mısın,” dedi, “Avrupa’da son iki yıldır demokrasi ve özgürlükler konusunda güçlü bir ses çıkmıyor.”
Gerçekten de öyle. Bir zamanlar kürsülerden dünyaya seslenen Avrupa, bugün susuyor. Bu suskunluk, basit bir diplomatik tercih değil; derin bir yorgunluğun, hatta bir özgüven kaybının işareti.
Avrupa’yı tanıyan herkes bilir. Bize yıllarca şunu anlattılar: Demokrasi, özgürlük, insan hakları… Bunlar Avrupa’yı Avrupa yapan temel değerlerdi. Üniversitelerde hocalarımız böyle konuşurdu. Avrupa Parlamentosu’nda sosyalistleri, Yeşiller’i, Hristiyan demokratları dinlediğinizde kendinizi adeta kusursuz bir demokrasi mabedinde hissederdiniz. Söylem güçlüydü. Kavramlar berraktı. Özgüven yüksekti.
Ama gerçek hayat, her zaman o kürsülerde anlatıldığı gibi değildi. Bunu Avrupa’yı küçümsemek için söylemiyorum. Aksine, uzun yıllar boyunca Avrupa toplumları demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne dünyanın birçok yerinden daha duyarlıydı. Bunu teslim etmek gerekir. Ama bir başka gerçek daha vardı: Avrupa’nın sömürgeci geçmişi, büyük ölçüde bu değerler diliyle örtülmüş, cilalanmıştı. Değerler vardı; fakat tarih hep temiz........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar
Chester H. Sunde