BOHÇACI GELDİ!
Rahmetli Rasim Öztekin’in bir repliği var! ”Bir ara çok konuştum hiç faydasını görmedim bıraktım" der. Buna istinaden ben de siyaset yazdım, ekonomi yazdım, eleştiriler yaptım, methiyeler düzdüm ve gördüm ki; herkes aynı ve herkes bildiği yolda bildiğini okuyarak yürümeye devam ediyor. Bu haftaki köşemden daha fazla sosyal konulara, unutula gelmiş geçmişimizi, gün yüzüne çıkarmaya ve sizleri o eski denilen fakat hiç eskimeyen geçmişlerimize götürmeye karar verdim.
Sene 1980’ler, çocuk sayılacak yaşlardayız. Siyah önlük beyaz yaka ile ilkokul çağlarımız. Henüz köylerin şehirlere mecbur bırakılmamış hali. Her şeyin doğal ve organik zamanı. Çiftçinin ürettiği ekip biçtiği zamanlar. Her evin yiyeceğini, içeceğini ve tüketeceği tüm ihtiyaçlarını kendi ürettiği zamanlar. Köylünün alın terinin ve emeğinin karşılığını aldığı, velhasıl mutlu ve mesut kimseye muhtaç olmadan yaşadığımız zamanlar.
Haftada bir kez sabah erkenden şehre giden, akşam üzeri dönen sarı renkli Ford minibüse binip çuval dolusu erzak aldığımız ve üç kuruşa pazar eksiklerimizi tamamladığımız zamanlardan bahsediyorum. Aslında pazara inmek yokluktan değil çünkü; köylünün tarlalarında mevsimsel sebzeleri, bahçelerinde mevsimsel meyveleri var. Amaç; eş dost görmek. Erkeklerimizin kahvehanelerde çayına pişti oynadığı, kadınlarımızın, kadınlar pazarında tüm haftanın........
