LİYAKAT PAZARLAMACILARI
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde (2011) liyakat: “1.Layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk,2. Yeterlilik, yetenek.” olarak tanımlanır. Liyakatin olmazsa olmaz şartları da vardır. Buna inanırım. Çalışmasını görmeden de liyakat fetişizmi yapmamalıyız. Layık şartların oluşması için, kişinin çalışmasını görmekte yarar vardır. Liyakat pazarlamacıları, bu şartları görmeden, liyakati sana uygun gören adamdır. Kibirli olan adamlar, liyakati kendinde değil, başkasında arayanlardır. Biz hep maraba, o hep başarılı adam muhabbeti budur. Ben, bunlara liyakat pazarlamacıları diyorum. Kısaca işe uygunluk diyebileceğimiz liyakat: Başarı, erdem, ehillik isteyen bir durumdur. Şartları uygun olanı çalıştırmak da liyakattir. Ama eksiktir. Sadece yeterlik liyakat değildir. Ahlaki, insani yeterlik de liyakate dahildir. Ama dediğiniz şartlar liyakati bozabilir. Eksik ama bizden, falan ama sizden muhabbeti liyakat pazarlamadır. Liyakati bozanlar da pazarlayıcılardır. Ahlakı başkasında arayan, yasal yeterliliği uygun gören bu pazarlamacılardır. Oysa liyakat birikimdir, fazilettir, adam kayırmamadır. Tacizin, mobbingin olduğu yerde, liyakat değil adamcılık vardır. Bugün liyakat pazarlamacılığı yapanlar, dünün liyakat cambazlarıdır. İşe sınavsız adam alan, partizan listesiyle güvenlikçi ve sağlıkçı atayanlar, bugün liyakat goygoyculuğu yapıyor. Bu hoş bir durum değildir. İşe göre adam değil, şartları oluşmuş, erbabına iş tevdi etmeliyiz. Bugün haksız yükselenler, yarın sıkı bir adaletçi maskara kesilebiliyorlar. Bu Makyavelist tutumdan uzak durmalıyız. Tek partinin başkan atadığı günleri unutmadık. Bu bizden, o sizden değil, hepimizin adamı olan başarılı adamları makama yükseltelim derim.Bugün benim adamım dediğin, yarının potansiyel devşirmesidir. Bizim ahlakı âli olan insana ihtiyacımız var. İşini iyi yapan, imzacı değil, adam olan bürokratlara yol açmalıyız. Sadece benimki diye kimseye yol veremeyiz. Liyakat pazarlamacıları, yüz yıldır devlete çöreklenmiş monşer zihniyettir. Allah'ın değil, devletin kulu olmuş bu tipler, sistemi tahkim etmeye çalışırlar. Şöhretlerini de bu pazarlamaya borçludurlar. Adam profesördür, kendi cinsini korur. Adam politikacıdır, kendi partilisini işe alır. Sizin adamsızlığınızı da hafife alır. Köle olmanızı ve ona intisap etmenizi bekler. Ağzınızla kuş tutsanız sizi ödüle layık görmez. Çünkü onun satıcısı değilsiniz. Bu tepeden inmeci tipler makamdan ayrılınca başlarlar liyakat satmaya. Bizim liyakatsizlik tarihimiz budur. Siz bunlardan olmayın derim. Adaleti elden bırakmayın. Eş, dost değil, vicdan ve merhametle hareket edin. Böyle yaptığınızda devlet âli olacak, adalet düzeni kurulacaktır. Adil olmayan devlet de ayakta kalamaz. Liyakatin düşmanı nepotizm, tabasbus, tavassuttur. Adamcılık karakter meselesidir de. Bürokrasideki akraba ve eş dost ilişkisi karakter gelişimini de engeller. Sürekli arkasını gözleyen bir birey, sağlıklı kişilik geliştiremez. İnsana dayanan da arkasız kalır. Kula kulluk olan düzen budur. Mehmet Akif Ersoy der ki: “Hüsrana rıza verme… Çalış… Azmi bırakma;Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma! /Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…/Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! '/Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, /Tek kol da demiyor bir tarafından! /Sahipsiz olan memleketin batması haktır;/Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.” Vatan, çalışkan insanlar eliyle gelişir. Torpil ve tembellikle bir yere varamayız. Bugünün vasatı maalesef budur. Başarısız ve çapsız adamlar takdir görmektedir. Başarılı ve liyakatli adamları da harcamakla meşhuruz. Akif'in dün yakındığı konu, bugünün gerçekleridir. Liyakatin başarıya dönüştüğü zamanları görmek dileğiyle, üreten ve çalışan bir ülke için Namık Kemal'in bercestesiyle bitirelim. “Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır. /Hükmü ati ne fakirin ne de şeyhin şahındır.” Evet, bize çalışmak ve başarmak yakışır. Geleceği şehinşahlar değil, çalışan ve üretenler kuracaktır. Vasat ve vasıfsız elemanlar bizi durduramaz. Kalın sağlıcakla.
