Emekliye memura dev müjde...
Temmuz yaklaşıyor… Her yıl olduğu gibi yine aynı manşetler dolaşımda.
“Memura tarihi zam…” “Emekliye dev müjde…” “Vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceğiz…”
Oysa millet artık bu cümleleri ezbere biliyor. Çünkü herkes aynı filmi defalarca izledi.
Mesele maaşa yapılan zam değil. Mesele, verilen zammın daha vatandaşın cebine girmeden eriyip gitmesi.
Evet… Türkiye’de maaşlar kâğıt üzerinde sürekli artıyor. Ama alım gücü büyümek bir yana, her geçen gün biraz daha küçülüyor.
Anlayacağınız; Rakamlar büyüyor, hayat küçülüyor.
Tamam, emekli maaşı birkaç yıl öncesine göre arttı. Asgari ücret geçen yıla göre yükseldi. Memur maaşları toparlandı ama…
Sormazlar mı adama; “Öyleyse vatandaş neden hâlâ geçinemiyor?” diye...
Bakın, herkes biliyor ki mesele artık maaşın kaç lira olduğu değil. Mesele, o maaşın kaç gün dayanabildiği.
Şimdi, çok basit bir örnek verelim…
Bundan birkaç yıl önce orta halli bir aile ay sonunda mutfağını doldurabiliyordu. Bugün aynı aile markete girdiğinde sadece temel ihtiyaçları almak için bile sepet küçültmek zorunda kalıyor.
Et artık birçok evde lüks tüketim oldu. Peynir gramla alınır hâle geldi. Meyve-sebze fiyatları mevsiminde bile cep yakıyor.
Daha birkaç gün önce pazarda vatandaşın biri şöyle diyordu:
“Eskiden çocuk canı çekince kilo kilo alıyorduk. Şimdi tane hesabı yapıyoruz.”
Asıl mesele tam olarak bu işte.
Hükûmete göre TÜİK enflasyonu tamamen gerçekleri yansıtıyor. Oysa vatandaş markette, pazarda, kirada, faturada bambaşka bir enflasyon yaşıyor.
Kira… Gıda… Ulaşım… Enerji… Eğitim… Sağlık…
Derken maaş uçup gidiyor…
Anlayacağınız her alanlarda yaşanan artışlar, resmî enflasyonun çok ama çok üzerinde.
Örneğin büyükşehirlerde sıradan bir evin kirası son birkaç yılda maaşların katbekat üzerinde arttı.
Bugün İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de hatta Anadolu’daki birçok şehirde ortalama kira bedelleri asgari ücretin tamamını tek başına yutuyor.
Öğrenciler ev........
