menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öngörülenin vebali kimin boynuna?

88 0
17.08.2026

Türkiye ekonomisinde son dönemde sessiz sedasız yaşanan en büyük gelir transferlerinden biri ücretler üzerinden gerçekleşiyor.

Üstelik bu kez mesele yalnızca “maaşlara az zam yapıldı” meselesi değil.

Daha derin bir sorun var:

Ücretlinin cebine girecek paranın hesabında gerçekleşmiş enflasyon yerine, gerçekleşmesi beklenen enflasyonun esas alınması.

Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin temel söylemlerinden biri, geçmiş enflasyona endekslemenin kırılması ve ücret-fiyat sarmalının geriye dönük endeksleme üzerinden beslenmemesi oldu. Özellikle 2024 ve 2025 döneminde asgari ücret ve ücret artışlarında “beklenen enflasyon” tartışması açık biçimde gündeme geldi.

Teoride kulağa çok hoş geliyor.

Enflasyon düşecekse ücretler de geçmiş enflasyonu değil, gelecek enflasyonu takip edecek.

Ama Türkiye'nin bir sorunu var:

Gelecek enflasyon tahminleri tutmuyor.

Ve tahmin tutmadığında bedelini tahmini yapan değil, maaşını alan ödüyor.

Merkez Bankası'nın tahmin karnesi

TCMB mayıs ayında yıl sonu enflasyonunu yüzde 26 olarak öngörüyordu. 13 Ağustos'taki son Enflasyon Raporu'nda bu tahmin yüzde 28'e yükseltildi.

Oysa temmuz itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 31,75.

Şimdi burada durup sormak gerekiyor:

Bir çalışanın maaşını yüzde 20-25 artırıp, hayat pahalılığının yüzde 31-32 arttığı bir ortamda “enflasyon düşüyor” demek, o çalışanın satın alma gücünü nasıl koruyacak?

Yüzde 25 zam alan bankacı ne oldu?

Bankacılık sektörü bunun çarpıcı örneklerinden biri.

Türkiye'de bankacılık sektöründe çalışan sayısı 2025 ortasında yaklaşık 188 bin kişiydi.

Sektörde 2026 yılı ücret artışlarının birçok kurumda yüzde 20-25 bandında kaldığı görülüyor; bazı bankalar yılın ikinci yarısında ayrıca yüzde 5 ila yüzde 20 arasında ara zam uygulamalarına gitti.

Şimdi basit bir hesap yapalım. Bir çalışanın maaşı 100 lira olsun. Yüzde 25 zam aldı. Maaşı 125........

© Yeniçağ