Tanıkların gözüyle o günler
İngiliz ve Fransızların kışkırtmasıyla 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan ordusu, yerleşim yerlerini yakıp yıkarak, sivil-asker binlerce vatandaşımızı öldürerek Ankara yakınlarına kadar ilerlemişti.
Amaçları işgal ettikleri yerlerde kalıcı olmak, “Büyük Yunanistan”ı kurmaktı.
Ne var ki hesapları tutmadı, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğindeki kurtuluş mücadelesi karşısında ağır kayıplar verdi, 9 Eylül 1922’de apar topar kaçmak zorunda kaldı.
Kaçarken geride bıraktıkları arasında ordularının başkomutanı Trikopis de vardı.
Trikopis ile bazı komutanların yanı sıra pek çok asker de esir alınmıştı.
İsmet Paşa (İnönü) anılarında esir komutanlarla karşılaşmasını şöyle yazdı:
“Generalleri bana getirdiler. Gayet yorgun bir haldeydiler. Dudakları şişmişti.
Çay ikram ettim ama içecek halleri yoktu, içemiyorlardı.
Kendilerine arkadaşça muamele ettik. Oturduk muharebeden bahsettik.
Konuşmalarımız bitince palaskamı, kılıcımı taktım. Kendilerine, ‘Sizi resmi vaziyetimle başkumandana takdim edeceğim’ dedim.
Onları aldım, başkumandanın huzuruna götürdüm.”
Savaşı gazeteci olarak takip eden Ruşen Eşref Ünaydın ise, Mustafa Kemal Paşa ile Trikopis’in karşılaşmasını ayrıntılı şekilde anlattı:
“General Trikopis, kederden ve yorgunluktan sönmüş yüzünde ruhunun yarasını belirten bir hüzünle duruyordu.
Başına bir felaketin geldiğini, vazifesini sonuna kadar yaptığını, fakat en son vazifeyi yani........
