SAVAŞ KİME NE ÖĞRETTİ?
15 günlük ateşkesle ara verilen ABD/İsrail-İran savaşı taraf olan ülkelere büyük dersler verdi.
ABD, büyük ekonomik ve askeri güce sahip olmanın uluslararası hukuku çiğnemenin gerekçesi olamayacağını acı bir deneyimle öğrendi. İsrail’in kışkırtmasıyla savaşa girmenin yanlışlığını anladı.
İsrail, Ortadoğu’da büyük bir güç olmanın hayalini kuruyordu. Bunun için ABD’yi aparat olarak kullanmak istedi. Ne var ki planı tutmadı, gelişmeler karşısında büyük hayal kırıklığı yaşadı.
İran, çetin ceviz olduğunu gösterdi. Süper diye adlandırılan devletlere karşı nasıl direnç gösterileceğinin çarpıcı örneğini sergiledi, bir kahramanlık destanına imza attı.
Körfez ülkeleri, ABD’ye güvenmenin yanlışlığını gördü. Yeni ekonomik ve güvenlik politikaları geliştirmenin zorunlu olduğunun farkına vardı.
AB ülkeleri, ABD’ye ne güvenlik ne ekonomik anlamda güvenilemeyeceğini, NATO’nun çok gerekli olduğu zamanda bile işlevsiz kalabileceğini öğrendi.
Türkiye, savaş karşısında sağduyulu bir yaklaşım içindeydi. Tahriklere kapılmadı, maceralara girmekten uzak durdu. Ama kırılgan ekonomik yapısı yüzünden savaşın olumsuz etkilerini yaşadı.
Ve gelelim savaşın ateşkese kadarki 40 gün içinde tüm ülkelere verdiği büyük derse:
Donald Trump, başkanlık sisteminin ne kadar yanlış ve sakıncalı olduğunu kanıtladı.
Bu durum, başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler için “En iyisi galiba parlamenter sistem” diye düşünmelerini sağlayacak acı bir ders niteliğindeydi.
İKİ SAATTE BİR İNTİHAR
TÜİK’in verilerine göre ülkemizde bir yılda 4 bin 460 kişi intihar etti.
Bunun anlamı, ortalama olarak günde 12, bir diğer deyişle her iki saatte 1 kişinin hayatına kendi elleriyle son verdiğidir.
Siyasi partiler ve ilgili kamu kurumları böyle büyük bir sorunu nasıl ve neden görmezler ve çözüm üretmezler anlamak mümkün değil.
Peki, ne yapılabilir, hangi önlemler alınırsa intihar olayları azaltılabilir?
Bu sorunun yanıtını, Türkiye Psikiyatri Derneği’nin hazırladığı bir raporu özetleyerek verelim:
-İntihar edenlerin yüzde 72’sini erkekler, yüzde 28’ini kadınlar oluşturmaktadır.
-Erkekler ağırlıklı olarak 15-44 yaş grubunda intihar ederken, kadınlar en çok 15-19 yaş grubunda intihar yoluyla ölümü seçmektedir.
-Ruhsal hastalığı ve intihar düşüncesi olanlar etiketlenme veya damgalanma endişesi ile bunu gizlemekte ve sonuçta tedavi başvuruları sınırlı kalmaktadır.
-İntihar sonucu hayatını kaybedenlerin yakınlarının yaşadığı ruhsal acı da düşünüldüğünde intihar toplumun önemli bir kısmını etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
-Ülkemizin, tüm toplumu kapsayan ve süreklilik gösteren ulusal intihar önleme programına ihtiyacı bulunmaktadır.
-Bu program halk sağlığı uygulamalarının bir parçası olarak yürütülmelidir.
-İntihar davranışı; genetik, psikolojik, sosyal ve kültürel birçok risk faktörü tarafından belirlenir. Bu nedenle yapılacak önleme programı disiplinli bir şekilde ele alınmalıdır.
-İntiharı önlemede siyasi iktidar, ruh sağlığı çalışanları, eğitimciler, medya, aile ve arkadaşlar hep birlikte çalışmalıdır.
-Ruhsal hastalığa sahip olmak intihar için önemli risk faktörlerinden biridir. Bu nedenle ruhsal hastalıkların erken dönemde saptanması, intihar riski olan bireylerin tedavisi önemlidir.
-İntiharı önlemede medyaya da önemli görevler düşmektedir. Medyada intihar haberleri özendirme etkisi yaratmayacak şekilde verilmelidir.
-İntihar düşüncesi olan kişilerin ölümcül intihar araçlarına ulaşımının kolay olması intihar oranlarını artırmaktadır. Ateşli silah temininin yasal olarak sınırlandırıldığı ülkelerde ateşli silahla intihar oranları azalmaktadır.
