menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lüzumsuz bir kuruluş

35 0
13.03.2026

Birleşmiş Milletler Örgütü (BM), İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünyanın yeni savaşlarla karşı karşıya kalmaması için bazı devlet adamlarının öncülüğünde 1945 yılında kuruldu.

Amacı, “Uluslararası barış ve güvenliği korumak, devletler arasında dostane ilişkileri teşvik edip geliştirmek” olarak belirlendi.

Ne var ki birkaç örneği istisna tutarsak bu amacına ulaşamadı.

Bunun en büyük nedeni, 193 devletin üye olduğu örgütün karar organı “Güvenlik Konseyi”nin yapısı ve yetkileri.

Konseyin daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa.

Herhangi bir konuda karar alabilmek için konseyin bu üyelerinin uyum içinde olması gerekiyor.

Sunulan bir teklifi üyelerden biri veto etti mi hiçbir şey yapılamıyor.

Günümüzden örnek vereyim:

ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik başlattığı savaşın durdurulması, aksi takdirde BM Barış Gücü’nün devreye girmesini öngören bir teklif Güvenlik Konseyi’ne geldi diyelim.

Buradan bir karar çıkması bugünkü yapı içinde kesinlikle mümkün değil.

ABD, başlattığı savaşa BM Barış Gücü’nün müdahale etmesini ister mi?

Böyle bir teklifi anında veto edeceği için Güvenlik Konseyi’nden hiçbir karar çıkmaz.

Birkaç yıl öncesine bakalım:

Ukrayna’ya saldıran Rusya’ya da BM şemsiyesi altında herhangi bir yaptırım uygulanamadı.

İsrail’in ABD’den destek alarak Gazze’de 70 bin kişiyi öldürmesi karşısında da BM sadece seyretti. Tıpkı Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Serebrenitsa’da binlerce Boşnak’ın katledilmesini seyrettiği gibi.

ABD’nin Irak, Suriye, Libya ve Venezuela’da yaptıklarına karşı da BM ne yazık ki üç maymunu oynamaktan başka bir şey yapamadı.

Sonuç olarak, dünyada şu anda güçlünün hukukuna meydan okuyacak, onun karşısına hukukun üstünlüğünü egemen kılacak bir oluşum maalesef yok.

Peki, ne yapılabilir?

BM’ye 193 devlet üye.

Bu devletlerin temsilcilerinden bir meclis oluşturulsa ve çeşitli savaş ve ihtilaflarda onların üçte iki çoğunlukla vereceği kararlar uygulansa, eminim ki dünyada pek çok sorun çözülür, keyfi işgaller, bombalamalar, füze atmalar, katliamlar bir anda kesilir.

Böyle bir şeyi Güvenlik Konseyi’nin şu anki daimi üyeleri elbette istemezler.

Ama üye oldukları halde hiçbir fonksiyonları olmayan diğer 188 üye devlet birlikte hareket ederse sonuç alabilirler.

BM ancak bu yapıldığı takdirde “Lüzumsuz bir kuruluş” olmaktan çıkar, yaşamsal önemi olan bir yapıya kavuşur.

“SAVAŞ ZARURİ VE HAYATİ OLMALIDIR”

Mustafa Kemal Atatürk şöyle demişti:

“Savaş zaruri ve hayati olmalıdır.

Millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

Bu açıdan bakıldığında, son yıllarda ABD ve İsrail’in içinde yer aldığı tüm savaşları cinayet olarak değerlendirmek mümkün.

Ne yazık ki iki sabıkalı devlet bundan sonra da cinayet işleme potansiyeline sahipler.

Durdurulmaları gerekir.

Hazır yazıya Atamızın savaşla ilgili özlü sözüyle başladık, birkaç düşünür ve bilim insanının savaşa bakışını gösteren sözlerini de paylaşalım.

“Propagandayla zehirlenmedikleri sürece kitleler asla savaş düşkünü değildir” demişti Albert Einstein.

Bir diğer önemli sözü ise şuydu:

“Üçüncü Dünya Savaşı'nda hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum; ama dördüncüsü taş ve sopa ile yapılacak.”

Yazımızı Martin Luther King’in sözüyle tamamlayalım:

“Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı.”


© Yeniçağ