Türkmen, yaylasına yürümez Bozulmuş aşiret il bozuk bozuk
Uzun zaman ihmal ettiğim eski alışkanlıklarımdan birine dönüş yapıp radyo dinlemeye karar verdim. Tesadüfen bulduğum bir Türkü kanalında belki binlerce kere dineldiğim halde ilk defa farklı bir şekilde yorumlayacağım Pir Sultan Abdal’ın bir türküsü okunuyordu. Türkü şöyle:
Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Deryadan bölünmüş sellere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Vakitsiz açılmış güllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana.
Haberin duyarsın peyikler ile
Yaramı sarsınlar şehidler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana.
Abdal Pir Sultan`ım, doldum eksildim
Yemeden içmeden sudan kesildim
Zülfün kemendine kondum asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana.
Pir Sultan Abdal, çağdaşları Şah İsmail Hatâî, Kul Himmet, Virânî ve Kul Nesîmî gibi dönemin büyük ozanlarından birdir ve o bu saydığım ozanlar içinde duygu yönü en güçlü olan kişidir. Dini inanç olarak Şah İsmail’in etkisindedir ama ondan daha liriktir. Osmanlı’nın, hâkim olduğu geniş coğrafyalardaki farklı farklı insan toplulukları üzerinden, “reaya” tabir edilen vergi mükellefi yeni bir vatandaşlık biçimi oluşturması karşısında ciddi biçimde rahatsız olan Türkiye Türkmenlerinin en cesur sesi olmuş ve bunun bedelini canıyla........
