Savaş kazanmak için top ve tüfek yetmez
Milli kurtuluş savaşına başladığı günlerde bu gerçeğin idrak edilmesi geçen hafta 106. kuruluş yıldönümünü kutlayan Anadolu Ajansı gibi asırlık bir kurumu Türk milletine kazandırmıştır. Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmekte olan Halide Edip ve Yunus Nadi’nin Geyve istasyonundaki sohbetiyle gündeme gelen, “Ankara’ya varır varmaz bir ajans kurmalıyız” fikri Anadolu Ajansı’nın 106 yıllık hikayesinin de başlangıcı olmuştur. Deneyimli gazeteci Atakan Çelik, 26 yıldır görev yaptığı Anadolu Ajansı’nın asırlık öyküsünü konu alan “Yüzyılın Tanığı” adlı yeni kitabında gelişen süreci şöyle anlatıyor:
“Bazı kurumlar vardır ki tarihleri yalnızca olaylar kronolojisiyle değil; bir milletin değerleriyle, kimliğiyle ve hafızasıyla birlikte yazılır. Anadolu Ajansı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş fikriyle örtüşen ve onunla yükselen bir medya yapısı olarak, haber veren bir ajans olmaktan daha fazlasını temsil eder.
1919’un karanlık günlerinde, işgal altındaki İstanbul’un boğucu sessizliği içinde Anadolu’nun bağrından yükselecek bir ses gerekiyordu. Çünkü Türk milletinin kaderini değiştirecek olan mücadele yalnızca cephede süngüyle değil; bilgiyle, kelimeyle ve hakikatin izini süren kalemlerle de verilecekti. Bu dönemde iletişim, en stratejik cephane; doğru bilgi en keskin silahtı.
Havas ve Reuters ajanslarının Türkiye’deki büroları, işgalci güçlerin çıkarlarına hizmet ederek Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini dünyaya taraflı, çarpıtılmış bir dille sunuyorlardı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa bu durumun ciddiyetini çok önceden kavramış ve Nutuk’ta da Havas ve Reuters’in asılsız haberlerine duyduğu tepkileri dile getirmiştir.
Halide Edip ve Yunus Nadi’nin Ankara’ya ulaşmasının ardından 4 veya 5 Nisan gecesi karargah olarak kullanılan Ziraat Mektebi’nde yenilen yemek sırasında Mustafa Kemal Paşa’ya ajans kurulması fikrinin arz edilmesinin akabinde, 6 Nisan 1920’de yayımlanan bir genelge ile Anadolu Ajansı resmen kuruldu.”
Anadolu Ajansı’nın hikâyesi, kelimenin ve adanmışlığın silahtan güçlü olduğuna inananların hikâyesi… Geyve’de direnişin sesi olarak başlayan bu yolculuk, bugün 13 dilde, 100’e yakın ülkede hakikatin izini süren küresel bir vizyona dönüşmüş durumda. Atakan Çelik “Yüzyılın Tanığı” kitabında Anadolu Ajansı’nın bu büyük yürüyüşünü yalnızca bir kurum tarihi olarak değil; savaşların, krizlerin ve dönüşümlerin içinden geçen bir gazetecilik tanıklığı olarak aktarıyor.
İlk defa 1897’de yayımlanan Drakula, gotik korku edebiyatının başyapıtı ve popüler kültürün en önemli ikonlarından biri olarak dünya edebiyatının ölümsüz eserleri arasında yerini alalı yüz yıldan fazla zaman geçti. Bram Stoker’ın endüstri çağının içine yerleştirdiği feodal bir kan içici derebeyinin gizemli, doğaüstü, açıklanamaz kötülüğüne karşı mücadele veren modern dünyanın temsilcisi bir grup insanın hikâyesini mektup-roman türünün parlak bir örneği içinde sunan eser, vampir mitinin en kalıcı unsurlarının yaygınlaşmasında da önemli bir role sahiptir. Bram Stoker’ın Drakula’sı, yalnızca Gotik korku edebiyatının en parlak örneklerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda modernitenin rasyonel dünyasında yankılanan arkaik korkuların, bilinçaltında varlığını sürdüren eski dünyaya dair tahayyüllerin en güçlü anlatılarından biri olarak da kabul edilir. Kont Drakula, yalnızca kanla beslenen bir yaratık değil, aynı zamanda akıl ile esrarın, modernite ile kadim korkuların çarpıştığı bir sınır bölgesidir. Başak Ağın’ın ön sözü, Okan Bayülgen ile Nevzat Kaya’nın son sözlerinin sanatsal, edebî ve ontolojik bağlamlarıyla çevrelenen bu edisyon, yalnızca bir metin değil, aynı zamanda dehşetin ve bilinmeyenin sanata dönüşmüş bir biçimi olarak da okunacaktır. Ötüken Neşriyat’ın Özel Edisyon dizisinin bu halkası, Ebrahel Lurci’nin Gotik atmosferi resmeden illüstrasyonlarıyla daha da heyecan verici. Bu özel baskı, Drakula’nın karanlık dünyasını yeni bir gözle keşfetmek isteyenler için anlatıyı kelimelerin ötesine taşımakta.
