menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NEZAKET

70 0
23.08.2026

Önceki yazımda dilin estetiğinden söz etmiş ve dildeki ahengi en iyi yansıtanların iyi şairler olduğunu söylemiştim.

Dilimizde orta hecesi uzun söylenen nezaket diye bir söz var. Anlamını herkes biliyor. Ben de biliyorum tabii ama yine de Şemsettin Sami’nin sözlüğüne baktım. Bildiğim bir şeyin doğru olup olmadığını anlamak için. Doğru imiş, nezaket Arapça değilmiş. Farsçanın nâzük (nazik) kelimesi Arapça fail ismi zannedilip bu kelimeden Arapçadaki bir mastar vezninde nezâket sözünü biz yaratmışız. Mademki nâzır sözünün mastarı feâlet vezninde nezâret’tir, nâzik sözünün mastarı da nezâket olmalı demişiz.

Bu işi yapmışız da ne zaman yapmışız? Böyle düşünürken Nedim’in ünlü beyti aklıma düşüverdi: Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana / Mey süzülmüş şîşeden, ruhsâr-ı âl olmuş sana.

Seslerdeki ahengi, sesin akışını duymamak mümkün mü? Divan şairlerimizin çoğu bu ahengi sağlamışlardır. Ya anlam? Nedim, nezaketi haddeden yani imbikten geçiriyor ve güzelin endamlı bedeni yapıyor. Yâl, boyunla gerdanın birleştiği yer, bâl de “kanat” demektir ama yâl ü bâl, “bedenin tenasübü, uyumu” demektir. Nezaket gibi soyut bir kavram, şarabın damıtıldığı imbikten geçiriliyor ve güzel bir kadının endamlı bedeni oluyor. Sonra da şarap şişeden süzülüyor ve bu endamlı........

© Yeniçağ