menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İki yüz yıllık esaret

11 0
21.05.2026

İki yüz yıllık esaret

Uyanış başlasa da tam anlamıyla istenilen noktada değiliz. Çünkü ağır bir uykudan ve hatta ağır bir yenilgiden bahsediyoruz. Kim olursa olsun uyansa da yenilgisini kola kolay kabul etmeyecektir. Büyük bir devlet düşünün. Bir güç, yüzyıllarca dünyaya hükmetmiş, bitişini nasıl açıklar? Öz eleştiri yapar mı? Yoksa hep şunlar oldu bunlar etki etti diyerek başkalarını mı suçlar? İlkin kendini sorgula der bir şair. Evet biz çok uzun süre kendi iç muhasebemizi yapmadık, yapamadık. Sadece kendimize acıdık kendimizi kötüledik. Oysa yerli yerinde eleştirebilseydik, hatalarımızdan ders alıp bir yüz yıl daha böyle devam etmeyecektik. Ağır yenilginin üstüne yeniden küllerimizden doğabilirdik. Yeniden doğum olamasın diye sürekli kan kaybettik. Biz kimdik? Ne idik ne olduk? Bunları bilmemek daha iyiydi. Uyutulmalıydık. Dünyayı yöneten kötüler için de en iyisi buydu.

En temiz en iyi uykuyu veren bir algı var bin yıllardır. Bir zamanlar Arap yarımadasında da böyleydi. Putlar hükmediyordu insanlara. Bir nevi afyondu ama insanlar cehaletinin esaretindeydi. Hadi bilim yoktu ilim yoktu. Demek ki put en temiz uyuşturucuydu her devirde. İnsanları bir anda uykudan, uyuşmadan uyandıramazsın. Ağır ağır ilerler bu esaretten kurtuluş. Yerine yeni bir şey koyman lazım. Ama geçerli olan kalplere inen doğru şeyi koyman lazım. Bir putu kaldırıp yerine başka bir put koyduğunda da aynı esaret uyuşma devam eder. Gönül kapısından içeriye hiçbir putu almamak lazım. Ama sistem bize öyle bir şey dayatmış ki iki yüz yıldır, kimse ne fark etmiş ne görmüş. Basbayağı içine alıp yutmuş. Bu putun ismi nedir diye soracak olursanız başlarım saymaya. Ama günümüzde en büyük put; güçtür. Yani en güçlüsü olmak. Dünyada her şeye hâkim olmak.

İster bir taşa tapın ister helvadan yapılmış lat, uzza filan denilen eski moda putlarınız olsun, kim neyi put edinmişse sağlığı için bıraksın. Çünkü şeytan bu güç hastalığının arkasına saklanır. Tıpkı Ashabı Kehf’in hikayesindeki zalim hükümdar Dakyanus gibi. Dakyanus aslında dini ibadetlerini yerine getiren dışarıdan takva sahibi gibi görünen biriydi. Ama bir gün bir hazinenin anahtarını buldu. Sonra olaylar peşi sıra birbirini takip etti. Öyle bir maddi zenginliğe kavuştu ki ona yardım eden mübarek adamı bile hazineyi paylaşacağına dair söz vermesine rağmen öldürdü. Çünkü şeytan ona gücün anahtarını vermişti bile. Kalbini karartmayı başarmıştı. O dindar görünümlü adamın kulağına sürekli fısıldıyordu şeytan. Artık güç senin olacak diyordu hatta o kadar ileri gitti ki onu yeryüzü tanrısı olduğuna ikna etti. Çünkü para ondaydı. Güç ondaydı. Gücün esiri olan her türlü sapkınlığa düşer. Tıpkı bugün Siyonizm denilen bela gibi. Tüm eleştirilere kapalı bir put Siyonizm. Şeytanın ta kendisi olan bu ideolojinin peşinden güce tapanların karanlık ruhları dünyayı esir almış durumda. Dakyanus’un sonu ne oldu diye merak edenlere cevabım: unutulup gitti. Yüz yıllar sonra Ashabı Kehf yani yedi uyuyanlar, uyanıp da şehre indiklerinde her şey değişmiş Dakyanus diye birini hatırlayan bile yoktu. Sadece çok yaşlı biri onu zalim bir hükümdar diye hatırladı. Hikâye bu.

Tüm putları İbrahim gibi elinin tersi ile itmediğin sürece bu dünya hayatında esaretten kurtulamadığın gibi ahiretini de berbat edersin. Tabi izimler her dönem kılık değiştiriyor. İki yüz yıldır dünyayı kasıp kavuran bu ideolojinin tek tanrısı var. İnsanlığı tamamen esir alan bir şeytanı güç. Bugün pazarlama teknikleri ile reklamlarla, özgürlükle, ben algısıyla, her türlü sapkınlığın tezahürü ile toplumları esir almış durumda. Bunun için her türlü katliamı yapmaktan sapkınlığı yapmaktan da geri durmuyor. Duracağa da benzemiyor, ta ki bizim topyekûn bu putu kırmak için ayağa kalktığımız o güne dek vesselam.

Neyi hatırlamam gerekiyor bugün? Yalnızlığımı mı? Bana verdiğin sözlerin yarım kalmasını mı? Hangi birini hatırlamamı istersin? Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Ya da hiç benim sandığım gibi değildi. Kafamda başka bir dünya vardı ve o yıkıldı. Şimdi bu dünyaya alışamıyorum, sevemiyorum. Senin sözlerini hatırlıyorum. O zaman ne çok umut vardı ne çok hayal. Bir sel geldi, aldı gitti. Şimdi düşlerimin içinde gezen bir avareye döndüm. Eski hayal yeni muhal, nereye baksam gölge gibi izleniyorum. Uykuda mıyım? Yoksa uykuda rüyasını gören miyim? Her görüntü sanki eski bir kayıt, bana gösterilen. Orada içindeydim burada değilim hayatın. Söylesene ey hayat! Ben neredeyim? Büsbütün içinde miyim yoksa büsbütün dışında mıyım? Hani nerede elimden tutan, köşe bucak eşyaların dilinden anlayan sen ve ben? İkimiz bir kuytuda iken dünyanın içindeydik........

© YeniBirlik