menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Enflasyon ataletini nasıl yenebiliriz?

12 0
27.04.2026

Enflasyon ataletini nasıl yenebiliriz?

Enflasyonu çok yüksek düzeylerden aşağı çekmek görece kolaydır; fakat orta-yüksek düzeylerden kalıcı biçimde tek haneye yaklaştırmak zordur. Çünkü bu aşamada enflasyon şoklardan değil, atalet, beklenti ve kurumlaşmış fiyatlama davranışlarından beslenir. Bu yüzden – eğer enflasyon düşürülmek isteniyorsa – bu aşamadan sonra yeni bir poli tika çerçevesi oluşturmak gerekir. 

Bir önceki yazıda Türkiye’de uygulanan dezenflasyon politikasının temel sorunlarından birinin kur rejimi ile istikrar politikası bileşimi arasındaki uyumsuzluk olduğunu ileri sürmüştüm. Oradaki teşhis basitti: Eğer kur fiilen kontrollü bir hatta tutuluyor, buna karşılık dezenflasyon yükü büyük ölçüde para politikasına bırakılıyorsa, enflasyonu düşürmek mümkündür; fakat bu düşüş yavaş, kırılgan ve toplumsal maliyeti yüksek olur. Bu yazıda ise aynı teşhisten hareketle şu soruya cevap aramak istiyorum: Peki bundan sonra ne yapılmalı?

1. ENFLASYON DÜŞTÜKÇE ATALET NEDEN ARTAR?

Yüksek enflasyonu çok yüksek seviyelerden aşağı çekmek, çoğu zaman ilk bakışta göründüğü kadar zor değildir. Kur şoku durulur, kredi genişlemesi frenlenir, iç talep yavaşlar, baz etkisi devreye girer ve enflasyon oranı belirgin biçimde gerileyebilir. Fakat enflasyon yüzde 30’lar civarına indiğinde süreç nitelik değiştirir. Artık mesele yalnızca fazla talep, kur geçişkenliği veya emtia fiyatları değildir. Bu aşamada enflasyon; ücret sözleşmelerine, kira davranışlarına, hizmet fiyatlarına, kamu fiyat ayarlamalarına ve hane halkı ile firmaların beklentilerine yerleşmiş olur.

Bu nedenle yüzde 30’un altına iniş, sadece teknik bir para politikası meselesi değildir. Bu aşamada enflasyonu düşürmek için enflasyon rejimini değiştirmek gerekir. Firmalar fiyatlarını “nasıl olsa yeniden artacak” varsayımıyla belirliyorsa, çalışanlar geçmiş enflasyonu telafi edecek ücret artışları istiyorsa, kiralar ve hizmet fiyatları geriye dönük endeksleme mantığıyla hareket ediyorsa, merkez bankasının faiz kararı tek başına yeterli olmaz. Beklentilerin kırılması, politika bileşiminin bütün kurumlarıyla aynı mesajı vermesine bağlıdır.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. 2023’ten bu yana uygulanan programı yalnızca bir dezenflasyon programı olarak görmek eksik olur. Bu programın ilk aşaması, kanaatimce, öncelikle finansal istikrarın yeniden tesisi idi: TCMB rezervlerinin güçlendirilmesi, Kur Korumalı Mevduat’ın kademeli tasfiyesi, KGF benzeri kredi genişletici yapıların sınırlandırılması ve bankacılık sisteminin daha öngörülebilir bir çerçeveye çekilmesi. Nitekim OVP’de rezervlerin güçlendirilmesi ve KKM’den çıkış stratejisi vurgulanmış; Nisan 2026 itibarıyla KKM bakiyesinin sembolik düzeylere kadar gerilediği görülmüştür.

Bu ilk aşama küçümsenmemelidir. Finansal istikrar olmadan kalıcı dezenflasyon mümkün değildir. Ancak finansal istikrarın kısmen sağlanmış olması, programın ikinci aşamaya geçmesini gerektirir. Artık mesele sadece “yangını söndürmek” değil, enflasyon beklentilerini kalıcı biçimde aşağı........

© YeniBirlik