Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi
Liberal devlet teorisine göre faşizm, kötülüklerin simgesidir ve tarihi bir sapmayı, anomali halini ifade eder. Özellikle sınıfsal ve tarihsel bir boyutu yoktur. Faşist deneyimler psiko-patolojik kimliklerin performansını simgeler. Siyaset bilimci Nicos Poulantzas faşizmi sadece şiddet, polis rejimi, krematoryum gibi semptomlar ya da fenomenler üzerinden tanımlamaz. Tarihsel, siyasal ve ekonomik bağlamlarıyla birlikte ele alır, faşist devletin özgün karakterini detaylı bir şekilde inceler.
Faşizmi özgün bir devlet biçimi üzerinden çözümleyen Poulantzas, devletin ontolojisini sınıf uzlaşmazlığı üzerinden kurar ve son derece önemli bir tanımlamayla devleti sınıf ilişkilerin bir özeti olarak açımlar. Devletin bu ilişkisel yorumu manasını sınıf mücadelesi içinde bulur. Poulantzas, burjuva sınıf tahakkümünün inşası ve burjuva sınıf stratejilerinin yeniden üretiminde devletin stratejik rolünün altını çizer. Olağan ve olağanüstü devlet biçimleri kavramlarıyla bir modelleme oluşturur. Faşizm, Bonapartizm, Sezarizm ve askeri diktatörlüğü olağanüstü devlet biçimleri içinde sayarak liberal devlet teorisinin açtığı kafa karışıklığına yanıtlar üretir. Yeni faşizm tartışmalarında Poulantzas’ın devlet ve faşizm analizleri bir referans ve önemli bir kaynak olarak değerlendirilmelidir.
Geç/yeni faşizm ve şirket devlet
Marx, devlet ve hukukun tek başına ya da yalıtık bir biçimde ele alınamayacağını vurgular ve böylesi bir yaklaşımla devletin karmaşık ve kapsamlı doğasını kavranamayacağını belirtir. Devletin, daha net bir ifadeyle kapitalist devletin dayandığı ekonomik, tarihsel ve sınıfsal boyutları içinde anlaşılabileceğini yazar. Geç/yeni faşizm, geç emperyalist döneme özgü olağanüstü devlet biçimidir. Leninist bir perspektifle emperyalizmin aktüel biçim alışını ifade eden geç emperyalizm,........
