Gün ola bayram ola
Bayramlar, normal şartlarda eşitliğin, paylaşmanın ve bir araya gelmenin simgesidir. Ancak hayatın gerçekleri, her sofraya aynı zenginliğin uğramadığını da bizlere hatırlatır.
Bayram. Kimileri için tatil planları, kimileri için gösterişli sofralar, kimileri içinse şükür edebiyatıyla süslenmiş bir hüzün iklimi… Ancak sokağın, pazarın ve mutfağın gerçeği bu pembe tablonun çok uzağında. Biz hangi bayramdan bahsedeceğiz? Vitrinlerin parıltısından mı, yoksa o vitrinlere bakıp yutkunarak geçen babaların mahcubiyetinden mi?
Gerçek bir bayram, sadece el öpüp şeker dağıtmak değildir; adaleti, hakça bölüşümü ve insan onurunu masaya yatırmaktır. Bir çocuğun boynu bükükse, bir emekli bayram harçlığını düşünürken kederleniyorsa ve bir anne sofraya koyacağı zeytini sayıyorsa; orada kutlanan şey bayram değil, sadece bir takvim yaprağının değişmesidir.
Yoksulluk, artık sadece bir durum değil, bir haysiyet sınavına dönüştü. Bayramın neşesi, çocuğuna bir çift ayakkabı alırken bin defa hesap yapan, kasabın önünden geçerken başını öte yana çeviren insanların suskunluğunda........
