Kürtler ve yükselen özgürlük ateşi
Yüz yılı aşkın bir zamandır ulusal ve demokratik hakları sistematik olarak yok sayılan, dört egemen devletin esareti altında yaşamaya mahkûm edilen bir halk yeniden toparlanıyor… Esareti dayatan emperyal güçler her bir egemen devletin “himayesine” bıraktıkları Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerini görmezden gelmekle kalmadı, bölge devletlerinin “bölücülük”, “terörizm” gibi ithamlarla damgalamasını benimsedi ve halkın taleplerinin ezilmesini meşru gördü.
Yüz yılı aşkın süredir her dört parçada aynı acımasız zihniyet hüküm sürdü. Birbiriyle rekabet hâlinde olan devletler, Kürt varlığını ezmekte, yok saymakta adeta yarıştı. Arap, Pers ve Türk hâkim zihniyeti Kürtler karşısında yek pare bir duvar olup sınır boylarını mayınlarla donattı. Ancak o esaret ne kabullenildi ne de kader olarak görüldü. Her kalkışma şiddetle bastırılan bir yıkım olsa da bir direnişin adı oldu.
Ancak tarih, zincirleri kıran halkların hikâyeleriyle doludur… Ulusal ve sosyal kurtuluş hareketleri her zaman Kürtler için ilham kaynağı oldu. Bulundukları ülke halklarının işçi sınıfı ve emekçileriyle ortak mücadeleden uzak kalmadı. Her yeni uyanışta Kürtlerin de etkisi oldu. Zincirleri kırmaya yönelik her girişimde ya tek başına ya birlikte Kürt gençliği, işçi ve köylüleri, kadınları ve emekçileri vardır.
Kırılan paslı zincirler…
Nihayetinde bugün her dört parçada farklı düzeylerde olmak üzere kalıpların çatladığı bir süreç içindeyiz. Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi, fiili bir özerklik kazandı ve uluslararası meşruiyetini pekiştirdi. İki ayrı yönetim, rekabet ve farklı ilişki düzeyleri tartışılabilir olsa da konumuz Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklı durumu ve statünün parçalanmasıyla ilgili olduğu için bu yanına girmeyeceğiz.
Suriye’de Rojava başka........
