İkinci yüzyılda cumhuriyet
29 kişilik bir heyetin bir çağrısı var. Düşünürler, akademisyenler, yazarlar ve demokratikleşme direnişçilerinden oluşan topluluk; cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, tam da o yüzyılın gölgesinde, onun vaat ettiği “özgürlük” ile inkâr ettiği “öteki” arasındaki diyalektik uçurumun kıyısında duruyor olduğumuzu hatırlattı. Tarihin yaralı belleğiyle ve geleceğin henüz yazılmamış sayfasıyla yüzleşmek üzere bir düzenlenecek konferansın programı da açıklandı. 13-14 Haziran 2026’da İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Birlikte yaşamanın ontolojisi
Bilindiği üzere hedeflenen ile icra edilen arasında büyük bir makas oluştu. Cumhuriyet, bir felsefi edim olarak aydınlanmanın ışığını, ulus-devletin sert kabuğuna nakşetme girişimi olarak realize edildi. O edim, aynı anda bir trajedi olarak tarih sahnesinde yer aldı. Çünkü “biz”i kurarken “öteki”yi dışladı; eşitliği ilan ederken hiyerarşiyi yeniden üretti; cumhuriyeti ilan ederken çoğulculuğu susturdu.
Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar, emekçiler…
Daha ilk yıllarında verilen sözler belirlenen hedefler hızla unutuldu. Kongrelerin ruhu uçup gitti. Çoklu kültürün temelleri tahrip edildi. Ne 1921 Anayasası ne birinci meclis gerçeği kaldı. Yüzyıl boyunca milliyetçiliğin tekçi mantığı, hafızanın devlet eliyle budanmasıyla ilerledi. Daha şafak vakti kan döküldü, acılarla dolu sayfalar açıldı ve art arda sırlandı. Koçgiri halkı sadece ‘21 Anayasası’nda belirtilen haklarından söz ederek Ankara’ya ulaşmak istedi. Ancak kanlı ve unutulmaz bir başlangıç yapıldı. Kürt sorununun varoluşsal bir inkâr olarak kodlanması, Alevinin, Lazın, Çerkesin, Hrıstiyanın işçinin ve doğanın sesinin sistematik olarak bastırılması, kadının bedeninin ve emeğinin görünmez kılınması, işte bu trajedinin kanlı harfleriyle yazıldı.
O........
