Barış neden toplumsallaş(a)mıyor?
Toplumun çoğunluğunun gözünde itibarını kaybetmiş, sözüne güvenilmeyen, yolsuzluk ve ülke kaynaklarını iç ve dış sermayeye koşulsuz açan, rakiplerine karşı hukuksuz operasyonlarla yargıyı araçsallaştıran bir iktidar meşruiyetini kaybetmiştir. Anayasal, laik, demokratik yapılara, seçilmiş yerel yöneticilere, kadın haklarına her fırsatta saldıran, basın özgürlüğünü aleni yok eden, radyoları televizyonları kapatan veya kayyumla kendisi yöneten, gazetecileri tutuklatan, muhalif iş çevrelerinin bile varlıklarına çöken, toplumun geniş kesimlerini karşısına alan iktidar doğal olarak meşruiyeti de ABD Başkanı Trump’ta arar. Bu nedenle toplum, iktidarın her uygulamasının ardında başka bir hesap arayarak barış sürecine de demokratik topluma da mesafeli yaklaşıyor. Barış isteyenler p gibi bir çoğunluğa sahipken, Kürt sorunun çözülüp demokrasiye doğru yol alınacağına inananların oranı sadece 0’larda kalıyor. Barışın toplumsallaşması için uğraş verenlerin önündeki en büyük engel bence budur.
Görüşmelerde iki taraf var(mış) gibi görülse de sürecin kontrolü iktidarın elinde ve asıl güven duyulmamasının nedeni de bu. Daha önce 2015’te yaptığı gibi bir bahane üreterek aslına rücu edeceğine dair hem Kürtlerde hem de toplumun çoğunluğunda kaygı duyulmasının yeterince haklı nedenleri var. Meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarla süreci yürütmek zorunda kalmak işin en zor yanı.
O halde yapılabilecek iki şey var: Ya demokratik güçlerin geniş birlikteliğiyle inisiyatifi ele almak (bu........
