Tenhada düşmek
Bildiğim sırların içinden geçiyorum, her gedik bir serüvene davet ve hayat bu kadar basit diye bir nida hep aklımda. Gittikçe kaybolma hissi veren, sürükledikçe bir bir kaybettiren bir hengâme. Yoldur bu da ve bu yol her adımda yok oluşu müjdeliyor. Müthiş kaybetme haritası ve eski zamanlardan kurtuluşun vahası. Sonra bir yüz yıl sonra duyuruyor: Özgürlük burada gömülüdür.
Adım attığımız çamur, baktığımız ova, hayran kaldığımız dağlar, tek tek mum gibi gözümüzün önünde eriyor. Öyle ki kâbus mu hortum mu yoksa cehennemin öbür adı mı; işte burada kelimeler ve yıllar birbirinin peşine düşüyor.
Tenhada süreklilik, tembihte sırdaşlık, pusulada günahkarlık, insanı bir kavşakta yakalıyor; ölümler ve cezalar birer tabela gibi kendini gösteriyor. Hayat bir yerden bir yere giderken en önce kendinde, sonra da düşünden düşüyor. Burası dünya diye kendimizi ezdiğimiz yerde kalakalıyoruz öyle.
Yük olmanın ve yükün bizzat kendisinin her dilde ağırlığı ayrıdır, elbette aynıdır. Ayrı kelimelerin aynı mekanlarda vuku bulması başka faciaları çağırır. Hükmünü kaybetmiş zaman, beyaz........
