menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GELENEKSEL TÜRK SANATLARI-1

303 0
23.09.2026

Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı

İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI

Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı

DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI

Mayıs 2019 Özel Sayısı

GELENEKSEL TÜRK SANATLARI-1

Eski çağlarda hiçbir ulaşım aracı olmadığı için insanlar yürüyerek seyahat ederdi. Bu oldukça meşakkatli ve uzun bir ulaşım biçimiydi. Türkler atı evcilleştirerek ulaşımlarını kolaylaştırdı. Atlar, adeta Türklerin kanatları oldu. Türkler; atları ve koyunları için geniş yaylak ve ovaları tercih ederler, bir yayladan göçer, diğerine konarlardı. Tarımla geçinenler yerleşik, hayvancılıkla geçinenler ise konar-göçer bir hayat sürerdi. Türkler konar-göçer yaşamı yerleşiğe nazaran daha işlevsel ve estetiğe uygun kullanırlardı. Halı da ihtiyaçla beraber doğup zamanla estetik kazanarak Türkler tarafından insanlığa kazandırılmıştır.

Peki, niçin Türkler halıyı icat etti?

Altay bozkırında soğuktan korunmak için öncelikle çadır bezi yapma ihtiyacı duydular. Bu çadır bezine de şu anda kilim diyoruz. Halı ise daha kalındır; yerdeki soğuktan korur, kolay taşınabilir ve hatta daha ileri dönemde duvarlara asılarak bir nevi yalıtım özelliği gösterir.

Milattan önce 5. yüzyıldan kalma Pazırık halısı, Asya Hun Türklerinden günümüze ulaşan en eski düğümlü halıdır. Gördes (Türk) düğümüyle dokunmuştur. Türk halı sanatı bu köklü miras üzerinde zamanla gelişmiştir. Bugün Türkistan bölgesinde bulunan antik halıların tamamına yakını da yine geleneksel Türk düğüm tekniği ile dokunmuştur.

Halı, kilim ve keçenin en önemli malzemesi yündür. Yün koyunlardan kırkılır. Yün atma işi ise ya çubukla yahut da hallaç yayı ile yapılır. Daha sonra kirmen ile eğrilir. Eğrilen ipler çıkrıkta çevrilerek kelep hâline getirilir. Sonrasında yün veya iplik, dokunmadan önce renklerini kazanır. Boyalar; bitki yaprakları, kökleri ile bazı toprak ve madenlerden elde edilir. Bu doğal boyalar, halıya değer katan en önemli unsurlardan biriydi. Halk arasında “kök boya” ismi yaygındır. Fakat kök boya yalnızca kırmızı renk elde edilen bir bitkidir. Bu millî rengi veren bitki, bütün Türk dünyasında yetiştirilmiştir. Özellikle gelinlerin kullandığı gelin kilimleri mutlaka kırmızı dokunurdu. Türkler, halılarını bu boyalarla renklendirir ve renkleri adeta halıya sabitlerdi. Bu doğal boyalar zamanla güzelliğini kaybetmek yerine yaş aldıkça daha da güzelleşir, kök salar böylece Türk halılarını oluştururdu.

Türk dünyasının birçok bölgesinde yapılan keçe, Türklerin günlük hayatında çok büyük bir yer edinir. Çoğunlukla evlerin dış kaplamasında ve çadırların örtülmesinde kullanılmıştır. Keçe, mızrak ve bıçak gibi kesici aletlere karşı da dayanıklıdır. Hatta ustalar; keçenin bıçağı körelttiğini, bir bıçakla birkaç dakika keçe kesildikten sonra bıçağın kesmez hâle geldiğini dile getirir. Keçe, savaşlarda da önemli bir malzeme olmuştur. Zırhların içine ve savaş arabalarının tekerleklerine sarılarak ses çıkarması engellenmiştir. Anadolu’da, Türkistan’da ve Balkanlarda bugün hâlâ çobanlar keçeden yapılmış kepenek giymektedir.

Keçeden farklı olarak halı ve kilim, düğüm atılarak ve kirkit ile sıkıştırılarak dokunur. Halı ve kilim dokumak için bir tezgâha ihtiyaç vardır. Hayranlık uyandıran halılar ve kilimler, bu aletler ve ince işçilik sayesinde şekillenir.

Halı ve kilimlerin en dikkat çekici yönlerinden biri de yanışlardır. Türkistan’da nakış veya bezek de denmiştir. Yöreden yöreye değişerek yagnış, yağnıç, nanış veya nakış gibi isimlerle de anılır.

Kültürümüzün önemli bir parçası olan dokuma sanatımızı ele alırken öncelikle doğru kavramlarla yola çıkmanın bu sanatın ruhunu anlamak için daha doğru olacağına inanıyorum. Bu sebeple Fransızca kökenli “motif” yerine, Anadolu’nun halı ve kilim dokunan yörelerinde halkın bizzat kullandığı “yanış” ile anlatıma devam etmek isterim.

Türk halı ve kilimlerinde yüzlerce farklı yanış bulunur. Usta dokuyucular, bunlara bakarak bir halı veya kilimin hangi bölgede ve hangi toplum tarafından dokunduğunu anlayabilirler. Böylece her bölgenin kendine özgü bir dokuma dili ve sanat anlayışı ortaya çıkar.

İlk aşamada elde edilen yünler yuvarlanarak keçe iplerine dönüştürülmüş ve bu ipler bitki köklerinden elde edilen boyalarla boyanarak halının atası olan çullar ve kilimleri oluşturmuştur. Farklı dünya dillerinde de aynı isimle yaşatılan kilimler, kadim Türk tarihinin başından günümüze kadar süregelmiş düz dokuma yer yaygılarıdır.

Halı ve kilimler, taşıdıkları yaşantılarla insanlara ömürleri boyunca eşlik etmişlerdir. Geçmişin düşüncesini, yaşayışını ve inançlarını canlı tutarak çağlardan çağlara aktarılmasını sağlamışlardır.

Kullanılan iplik ve boyanın kalitesi ile halının bir santimetrekaresinde ne kadar fazla düğüm bulunursa değeri de o ölçüde artmaktadır. Kıymetli bir halıda boya mutlaka bitkilerden elde edilir. Bunun yanında yanışların düzgün ve dengeli bir şekilde yerleştirilmesi de vazgeçilmez unsurlardandır. Halıcılığın bir sanat olarak kabul edilmesini sağlayan en önemli unsur, halının üzerine aktarılan duygu ve düşüncelerdir. Türk insanı yüzyıllar boyunca halıyı kullanmış; kederini, sevincini ve hayatını ilmek ilmek halıya işlemiştir. Türk destan ve hikâyelerinde de halının toplum hayatındaki önemine sıkça rastlanmaktadır. Dede Korkut Hikâyelerinde geçen “Hanlar Hanı Bayındır Han yılda bir kere ziyafet verirdi. Bin yerde ipek halı döşenmişti.” ifadesi, halının yalnızca bir yer yaygısı değil aynı zamanda misafirperverliğin ve devlet geleneğinin de bir göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır.

Türklerin 1071’den sonra yoğun olarak Anadolu’ya geçmeleri sonucunda halı ve dokuma sanatı da bütün yörelere ulaşmış, önemli bir geçim kaynağı hâline gelmiştir. 11. yüzyıldan itibaren ise Selçuklularla birlikte halı sanatı batıya yayılmıştır. Türk halı sanatının gelişmesinde en önemli yeri, Anadolu Selçuklularının merkezi Konya’da bulunan Selçuklu halıları almaktadır. Bu halılar, 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan........

© Yeni Ufuk Dergisi