Ioanna Kuçuradi öldü
Türkiye’de felsefe deyince ilk akla gelen isim, Ioanna Kuçuradi öldü.
Bir iyilik perisiymiş gibi bir lafı çok dolaşıyor ortalıkta…
Ne demiş: “İster sevelim, ister sevmeyelim, marifet sevmediğimiz insanların da insan haklarını korumaktır.”
Aynen böyle demiş ama boş laf etmiş ya da hiç de öyle dediği gibi hareket etmemiş.
Çarpıcı bir örnek vereceğim burada…
Ölmüş kişinin arkasından konuşmak şık değil, biliyorum. Şükranla anmak isterdim. Bu yazıyı da ölmüş birinin arkasından yazdığım için üzgünüm, çok da haz alarak yazmıyorum.
Ama yazılması gereken bir yazı bu. Bir taraftan insan hakları felsefecisi diye lanse edilen ama diğer taraftan da İslâm’dan, başörtülülerden nefret eden, başörtülüleri derslerinden atan, felsefe bölümlerine İslâm felsefesi çalışanları bastırmayacak kadar dükalık kuran, onları temizleyen, tezlerini sırf bu nedenle reddeden birini bazı muhafazakar çevrelerin göklere çıkararak sahip çıkmaları üzerine, özellikle de çok büyük bir felsefeciymiş gibi abartılı paylaşımlar yapılmasına tepem attığı için bu yazıyı yazıyorum.
TEOMAN DURALI HOCA’YI LİNÇ ETTİRMİŞTİ!
Her şeyden önce, Kuçuradi, iyi bir felsefeci değildi, iyi bir örgütçüydü! Neden iyi bir örgütçüydü peki, yazıyı okuyun ve siz düşünün bu sorunun cevabını…
Teoman Duralı Hoca, Ioanna Kuçuradi’nin öğrencisiydi.
Teoman Hoca, “bizim eğitim sistemimizin bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde inşa edilmesini” söylemişti bi ara.
“Vay sen misin bunu söyleyen” dedi Kuçuradi ve Teoman Hoca’yı linç ettirdi hem felsefe çevrelerinde hem de bütün medyada!
Ben bu meseleyi gazetede etraflıca yazmıştım o zaman. Kuçuradi’nin yaptığı linç girişimini........
