menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz’den Gazze’ye Türkiye’den Sumud’a: ABD-İsrail için denizin bittiği yer

42 0
02.05.2026

Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, hiç kuşkusuz sadece savaşların kronolojisiyle veya aktörlerin mevcut konumlarıyla açıklanamaz. Belki 7 Ekim Aksa Tufanının tetiklediği ve nihayetinde bütün düzenin başlangıç noktasından fersah fersah uzaklaşmış olacağı dinamik bir süreç.

Trump’ın söylemlerindeki dakikalık değişimler basitçe Trump’ın kendine özgü üslubuna verilecek tutarsızlıklar olmaktan da öte bu dinamik sürece cevap verme telaşında sergilenen doğal refleksler olarak görülebilir.

Hürmüz Boğazı’nda düğümlenen enerji krizi, Gazze’de süren yıkım, Güney Lübnan’da devam eden askeri denge ve uluslararası sularda dahi kendini gösteren İsrail müdahaleciliği, çok daha derin bir dönüşümün işaretleridir: Bölge, dışarıdan dayatılan bir düzenin sınırlarına ulaşmış ve kendi stratejik aklını üretme eşiğine gelmiştir.

KÖRFEZ’DEKİ YENİ İRADE: HÜRMÜZ ARTIK SADECE BİR DENİZ GEÇİDİ DEĞİLDİR

Bu dönüşümün en kritik göstergelerinden biri, Hürmüz krizine verilen Körfez tepkisidir. 28 Nisan’da Cidde’de gerçekleştirilen olağanüstü istişare zirvesinde

Körfez liderlerinin yaklaşımı, klasik kriz yönetiminin ötesine geçerek, baskıyı bir fırsata dönüştürme iradesini ortaya koydu.

Artık Hürmüz sadece bir deniz geçidi değildir; bölgenin kendi kaderini tayin edip edemeyeceğinin sınandığı bir jeopolitik laboratuvardır.

Körfez liderleri bir bakıma sorunu, Hürmüz’ün kontrolünün ötesinde algılayıp, Hürmüz’e bağımlılığın ortadan kaldırılması noktasına uzanan bir ufka açılmış görünüyorlar.

Körfez ülkelerinin gündeme aldığı alternatif boru hatları, kara lojistik ağları ve ortak stratejik stok sistemleri, klasik deniz gücü teorilerini tersine çeviren bir yaklaşımı temsil etmektedir. Artık mesele, bir geçidi kontrol etmek değil; o geçidin silah olarak kullanılmasını imkânsız kılmaktır.

ABD KÖRFEZ’İN KORUYUCUSU DEĞİL TEHDİDİDİR

Bu yaklaşım, aslında bölgesel bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Amerikan-İsrail ekseni askeri gücüyle sonuç almaya çalışırken, bölge aktörleri ilk kez

yapısal caydırıcılık

üretmeye yönelmektedir. Bu, sadece bir savunma refleksi değil; aynı zamanda yeni bir düzen kurma iddiasıdır ve görünen kadarıyla sadece İran’a karşı değil, ABD’ye karşı da bir tedbirdir.

Bölge ülkeleri halen ilişkilerini belli bir düzeyde tutuyorsa da şu ana kadar kendilerine yönelen asıl tehdidin ABD ve İsrail ekseninden geldiğini çok iyi idrak etmiş durumdalar.

İran Körfez için değil ABD’nin bölgedeki yayılmacı ve sömürgeci varlığı için bir tehdit olabilir ve Körfez ülkeleri için bir tehdit olması bile ancak ABD’nin Körfez ülkelerini kendine kalkan olarak........

© Yeni Şafak