Afganistan’a başarı yakıştıramamanın ardındaki ruh hali
Afganistan ziyaretimizden sonra izlenimlerimizi burada aktardığımız yazılar Türkçenin yanı sıra hem Arapça hem de İngilizce olarak da yayınlandı. Beklenebileceği gibi oldukça farklı tepkilere yol açtı. İzlenimlerimi aktarmayı bitirmiştim aslında, ama yazıların karşılanma biçimleri önemli bazı konulara değinmemize fırsat da veriyor.
Beklenebileceği gibi diyorum tepkiler için, çünkü gördüklerimiz ve söylediklerimiz Afganistan ve Taliban hakkındaki genel geçer algıları sarsacak cinstendi. Taliban’a cehalet ve yüzeysellik atfetmek olağan bir algı biçimi, mesela. Göz ardı ettiği en temel gerçeği ortaya koymak bu algıyı sarsmaya yetiyor. Taliban, başlarında çok güçlü alimler ve eserler ortaya koymuş tahsilli insanlar bulunan medrese talebelerinden oluşuyor. Onlara cehalet atfetmek sadece meselelere farklı bakıyor olmalarına verilen cahilce bir tepkiden başka bir şey değil.
Diğer yandan batılı emperyalistlerin İslam dünyasını sömürgeleştirmek için kullandığı İslami şiddet ve terör denklemi o kadar etkili olmuştur ki, Taliban işgalcileri defettiği gün kaçan ABD ordusunun kargo uçaklarının arkasında “bizi burada bırakmayın” diye can havliyle koşuşan bir kitle bıraktı geriye. Oysa kendisine sadece ölçüsüz ve bağnazca bir şiddet yakıştırılan Taliban işbaşına geldiği anda ilan ettiği af ve toplumsal barışla bütün dünyanın korkularını ve beklentilerini boşa çıkaracak olağanüstü bir hamle yaptı, ama bunu kim duydu? Bunu birilerinin söylemesi ve dünya gündemine getirmesi gerekiyordu çünkü işgalcilerin 20 yılda yol açtıkları milyonlarca kişinin katline yol açan şiddet iklimi Taliban geldiği gün bıçak gibi kesildi ve o günden beri, yani 4 yıldır Afganistan olağanüstü bir barış, sükunet ve istikrar iklimi altında yaşıyor.
Afganistan üzerine doğrudan gözlerimizle gördüklerimizi aktarışımıza birilerinin hayret etmesini, şaşırtmasını beklerdik. Gerçi hayret edip bu olgun tavrı gösteren çok sayıda insan da oldu. Ama bir kesim Afganistan’a karşı süper oryantalist önyargılarını sergilemekten geri durmadı. Gözlemlerimizi basitçe “Taliban övgüleri” olarak duymazdan gelmekle kalmadı değersizleştirmeye çalıştı.
Açıkçası kimseye övgü borcumuz yok, ne Taliban’a ne de başkasına. Ama 50 yıllık bir savaş ortamından, yani herkesin herkese karşı bir kan davasının olduğu bir ülkeyi kısa bir süre içinde, hatta neredeyse bir gün içinde net bir barış ortamına taşıyabilmiş olmak yeterince hayreti hak etmiyor mu? Böyle bir kararı vermek yine kolay da bunu kan davalarının namus gibi algılandığı........
© Yeni Şafak
