Yeni bir Weimar mı? (1)
Trump, yerleşik Amerikan elitlerinin tasfiyesi ile kararlı bir şekilde uğraşıyor. Kabinesinin en göze batan ismi olan,
tekno baron
Musk’ı bu işin başına koymuş. Doğrusu, bu tarz bir teşebbüs Trump’dan bekleniyordu. Trump’ın gelişinin, ABD’de ihâtalı bir elitler kavgasını başlatacağını öngörenler, tahmin edenler çoktu. Ben, birkaç ihtimâl üzerinde duruyordum. İlki, bu
elitler arası kavganın söylemde kalacağı
ihtimâliydi. Bu ihtimâl, tecrübeleri artmış ve en az iki ciddî sûikast atlatmış olan Trump’ın, bunu seçimde bir koz olarak kullanacağı; ama kazanır iktidâra gelirse üzerine yatıp derinleştirmeyeceğini ifâde ediyordu. İkinci ihtimâl ise Trump’ın bu işi
zamâna yayacağı
yolundaydı. Nihâyet üçüncü ihtimâl, 2020’den başlayarak bilenmiş Trump’ın
gözükara bir şekilde bu işin üzerine gideceği
yolundaydı. Üçüncü ihtimâl gerçekleşiyor. ABD, şu aralar; daha Trump’ın işbaşına gelişinin birinci ayında kızışmış vaziyette. Böyle giderse daha da kızışacak görünüyor. Trump, tıpkı pek sevdiği ve üç sûikast atlatmış olan eski ABD Başkanlarından Andrew Jackson kadar kararlı. ABD şu aralar, müesses yapılarının en derinlerinden, ücrâ köşelerinden başlayarak,
elitler arası bir iç savaş
yaşıyor. Bakalım bu iç savaş nasıl neticelenecek..
ABD seçimlerinde Trump’ın ezici sayılabilecek bir başarıya imzâ atmasında, büyük bir kitle oluşturan
ABD alt sınıflarının Demokrat elitlere karşı duyduğu nefretin
büyük bir payı oldu. Trump, en hafif yakıştırmayla bir
sağ popülist
ve her popülistte görülebileceği üzere
antielitist söylem ve fikirlere
sâhip. Bu aslında sağ popülizmin ayırd edici vasfı değildir. Aynı durum sol popülistler için de vârittir. (Merhum Bülent Ecevit bizde tam da bu noktadaydı). Ama şurası muhakkak ki,
antielitizm popülist sağda çok daha kuvvetli tınlar.........
© Yeni Şafak
