Politika faizini 100 yapalım, dünya barışı gelsin
Bugün Türkiye ekonomisi öyle bir yol ayrımında ki bir taraf başarı ve istikrar programı masalları anlatıyor, diğer taraf üretim yapabilmek için son bir nefes arıyor. Vergisiz döviz, yüksek enflasyon, kudretli faiz, bizim olmayan rezerv, Çin istilası, akaryakıtta ÖTV, Cumhur reyonu, Hürmüz boğazı derken, adeta yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…
Bu karmaşanın ortasında, her sorunun sanki tek bir sihirli cevabı varmış gibi davranılan absürt bir döneme hapsolurken buluyoruz kendimizi de. Bu yazıda ne kadar absürt benzetme yaparsam yapayım, hiçbirinin yaşanan gerçekler kadar çarpıcı olamayacağını biliyorum ama yine de deneyeceğim.
Yüce Ortodoks Mahmut Tuncer’in türküsünde çığırdığı gibi;
Enflasyonun var mı? var var…
Kırılgan kurun var mı? var var…
Yabancı sermaye var mı? var var,
Ne duruyorsun?... Ne yapayım?...
Faizi artırsana, faizi artırsana…
Madem bu kadar kudretli bir araç politika faizi, Serenay Sarıkaya Mahmut Tuncer’in gençliğini oynamadan biz politika faizini 100 yapalım gelsin dünya barışı, çözülsün trafik sorunu, hatta kapansın tüm toplumsal yaralar!
İFLASLAR "KAPYA"YI ÇALARKEN
Şaka bir yana, bu tek tuşla dünyayı kurtarma sevdası sahada karşılığını çok sert buluyor. Bugün izlenen ekonomi politikası, yüksek faiz verip yabancı gelmesini beklemekten ibaret tek bir eksene indirgenmiş durumda. Teoride kulağa son derece disiplinli gelen bu «faiz-kur-enflasyon» denklemi, sanayicinin kapısına geldiğinde “ne kan kaldı ne can” feryadına dönüşüyor. Reel sektör finansman bulamıyor, yatırım iştahı tamamen sönmüş durumda ve iflaslar birer birer........
