menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her ev kadınına bir asgari ücret

19 0
07.01.2026

Bugün Türkiye’de hayat pahalılığı, sadece fiyatların artışı değil; aynı zamanda emeğin görünmezleşmesi, bakım yükünün tek taraflılaşması ve geleceğin ertelenmesi demek. Emekli maaşıyla ay sonunu getiremeyenler, asgari ücretle çalışıp yine de yoksulluk sınırının altında kalanlar, yağmura çıkarken şemsiyeyle korunanlar, ıslanmak hayatın gerçeği denilerek ıslanmaya bırakılanlar, çalışmak isteyen ama sistem dışında bırakılan milyonlar… 23 yıl önce olduğu gibi bugün de bu kesimlerin ortak talebi adalet ve kalkınma. Bugün Türkiye’de yaklaşık 7,38 milyon kadın, “ev işleri nedeniyle” işgücüne dahil olmadığını beyan ediyor. Bu kadınlar aslında işsiz değil. Çocuk bakıyorlar, yaşlı bakıyorlar, hasta bakıyorlar; yani toplumsal hayatın devamı için zorunlu olan işleri üstleniyorlar. Bir bakıma kamunun ve piyasanın üstlenmesi gereken bakım maliyetleri, sessizce kadınların omzuna yüklenmiş durumda. Bu nedenle “her ev kadınına bir asgari ücret” tartışması, basit bir maaş meselesi değil; bu ekonomide kimin emeğinin “iş”, kimin emeğinin “zaten yapılması gereken” sayıldığına dair ironik ama öğretici bir yüzleşme.

GÖRÜNMEYEN EMEK, GÖRÜNEN İŞSİZLİKTEN DAHA BÜYÜK

Kadınların işgücü piyasasındaki konumuna bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Resmî kadın işsizlik oranı ,6. Ancak bu oran gerçeğin yalnızca dar bir kesitini yansıtıyor. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin birlikte ele alındığı oran ",3’e çıkıyor. İşsizlerle potansiyel işgücünün bütünleşik oranı 0,1. En çarpıcı veri ise burada: Atıl işgücü oranı 8,6. Yani her on kadından neredeyse dördü, çalışabilir durumda olmasına rağmen sistemin dışında. Bu görünmezlik sadece gelirle sınırlı kalmayıp hayatın tamamına yayılıyor. Yaşam Memnuniyeti Araştırması’na göre kadınların 5,9’u, yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissediyor.........

© Yeni Şafak