menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Süleyman Uludağ: Ayır ki doğru birleştirebilesin

43 0
17.10.2026

Süleyman Uludağ: Ayır ki doğru birleştirebilesin

Bir ilim adamının ne söylediği kadar, neyi neyin yerine koymadığı da önemlidir.

Süleyman Uludağ Hoca’nın toplu olarak ilim hayatıyla, özellikle de tasavvufla ilgili telif, tercüme ve konuşmalarına baktığımda benim için öne çıkan ilk husus budur.

Tasavvuf başka, tasavvuf tarihi başkadır. Âlim, ârif, muallim, mürebbi, akademisyen başka, şeyh başkadır. Bunların aralarında çok değerli bir irtibat vardır ama hiçbiri diğerinin yerine konulamaz.

Uludağ Hoca’nın ilim anlayışının ayırt edici taraflarından biri, bana kalırsa, bu esastaki ayırma ve sınıflandır-masındadır. Belki bu ayırma sayesinde, çalıştığı alanın hudutları da netleşir. Zira ona göre tasavvuf başka, Tasavvuf Tarihi daha başka bir şeydir.

Tasavvuf tarihi araştırılabilir, kaynakları incelenebilir, sûfîler, tarikatlar, tekkeler, âdâb ve erkân… ilmî usullerle ele alınabilir. Bunun için araştırmacının sûfî veya mürid olması gerekmez. Nitekim Massignon, Nicholson ve Schimmel gibi araştırmacıların da bu sahada kıymetli çalışmalar ortaya koyduklarını özellikle belirtir.

Ama tasavvufun kendisine gelindiğinde söz değişir. Çünkü Uludağ Hoca’ya göre tasavvuf sadece hakkında bilgi edinilecek bir konu değil, “samimi sûrette yaşanan bir hayat tarzı”dır. Sahih itikat, ihlâslı ibadet, doğru ve dürüst ahlâk ister. Bilmekle yaşamak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar.

Sanırım Uludağ Hoca’nın ilmî tavrını belirleyen esaslardan biri budur: Bilginin hakkını bilgiye, hâlin hakkını hâle teslim etmek…

Bu nedenle üniversitedeki tasavvuf tarihi........

© Yeni Şafak