menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikatin sûreti ve gerçeklik meselesi

73 0
12.09.2026

Hakikatin sûreti ve gerçeklik meselesi

Önceki yazımızda Dîvânu Lugâti’t-Türk’te, ölmüş bir kimse için de söylenen “Ol kertü yerde ol” cümlesinde kertü kelimesinin yalnız olgusal değil, ahlâkî ve metafizik çağrışımı ihtiva ettiğini de belirterek, onunla yalanın bulunmadığı, yalnız hakikatin olduğu bir dile de işaret edildiğini söylemiştik.

Bu dil hafızasında gerçek, doğruluk ve hakikilikten ayrılmaz. Modern kullanımda ise gerçeklik çoğu zaman kurmacanın (fiction) karşıtı, dış dünyada fiilen bulunan şeylerin toplamı ve duyularla doğrulanabilen olgu şeklinde anlaşılır. Gerçekçilik de sanat eserinin bu dış gerçekliğe ne ölçüde benzediğini belirleyen bir terime dönüşür. Böylece kelimenin doğrulukla ilişkisi geri çekilir; görünene uygunluk, hakikate sadakatin yerini almaya başlar.

Bu sebeple gerçek ile hakikat arasındaki bağın zayıflaması, yalnız dilde meydana gelen masum bir daralma değildir. Zira Hakk ile irtibatlı olan hakikat, zâhir ile bâtını birlikte kuşatan bir muhtevaya sahiptir. Gerçek ise yalnız fiilî, dışsal ve ölçülebilir olana hasredildiğinde hakikatin zâhirine indirgenir. Bu indirgeme, düşüncenin ve sanatın hareket alanını genişletmez; aksine görünmeyen, tahayyül edilen, sezilen ve vahiy yoluyla bilinen hakikat cihetlerini görünürlük ölçüsünün dışına iter.

Sanatta gerçekçilik problemi de burada başlar. Mesele sanatçının gerçek şeyleri anlatıp anlatmaması değildir; gerçeğin hangi varlık ve bilgi anlayışı içinde tanımlandığıdır. Eğer gerçeklik retinal gözün gördüğü ve aklın ölçebildiği şeylerle sınırlandırılırsa sanatın........

© Yeni Şafak