Dinginliği devinimle birliği çoklukla anlatmak…
Dinginliği devinimle birliği çoklukla anlatmak…
Piet Mondrian’ın “Doğal Gerçeklik ve Soyut Gerçeklik – Üçlü Konuşma Biçiminde Bir Deneme (1919-1920)” adlı metni (trc.: Orhan Düz, Ketebe, İstanbul 2026) bu köşede bir süredir üzerinde durduğunuz “sanat eserinin ne olduğu”ndan ziyade “sanatçıya onu öyle gördüren ve öyle yaptıran şeyin ne olduğu” sorusu esasında çok verimli bir metindir.
Metin, üç kişinin kırdan şehre doğru yürürken yaptıkları konuşma biçiminde kurulmuştur. Orhan Düz’ün tercümesinde bunlar natüralist ressam, sanatsever ve soyut-gerçekçi ressam olarak karşılanıyor. Mondrian’ın kendi teorik konumu da esasen üçüncü kişinin, yani soyut-gerçekçi ressamın sesinde belirginleşiyor.
Bizce üç kişiyi yalnızca üç farklı “sanat anlayışı” olarak değil, üç ayrı görme / idrak mertebesi olarak okumak daha açıklayıcıdır. Diğer bir söyleyişle Mondrian Batı sanatına muhalif değildir. Bilakis o, materyalizmin nesnede boğduğu Batı insanına ana yolun içinde soyut-gerçekçilik / neoplastisizm adıyla sığınabileceği teozofik yeni bir yol daha teklif eden ama her durumda modernist olan bir ressamdır.
Üçlü söyleşide sanatsever, henüz sanatın yapısını çözümlemeyen tabii seyirciyi temsil eder. Manzarayla karşılaşır; güzel bulur, heyecanlanır, haz duyar. İlk sahne bunu hemen ortaya koyar: akşam vakti, düz arazi, geniş ufuk ve yukarıda ay karşısında sanatseverin ilk tepkisi: “Ne kadar güzel!”dir. Natüralist ressam renk ve tonların derinliğini, soyut-gerçekçi ressam ise dinginliği fark eder.
Dolayısıyla sanatseverin düzeyi: nesne, duyu, duygu ve........
