Cehalet ile ihanetin ortaklaşması…
Büyüklerimiz
cehaletin
bilmemek değil, bilmediğini bilmemek olduğunu söylemişlerdir. Buna göre cehalet ilkiyle bilmeye durmanın bir yoluyken, ikincisiyle bilmeye ilişkin tüm yolların kapatılması demektir.
İkinci husus dilimizdeki
at gözlüğü takma
deyimiyle ifade edilen kendini bilgiye kapatmanın fevkinde -bilinçli olarak seçilmiş- bir körleşmeye işaret etmekte ve onu siyasi bir tercih; beyinsel kısırlıkta, kuşatılmışlıkta mutlu olma vehmini doğuran bir dünya görüşü -ya da dünya görüşsüzlüğü- olarak öne çıkmaktadır.
Yakın zamanda bir derginin
Peygamber Aleyhisselam ile Hz. Musa’
nın imgelerini çizgiyle mizahileştirerek değersizleştirmeye kalkışmasının altında yatan da bu türden bir cehalettir.
Çünkü suret(lendirme) meselesi anlık olarak yani kafasına estiği anda bir şeyleri çiziktirerek eğlenmeye, eğlendirmeye indirgenemez. Bilakis bu mesele kökleri İslam’ın intişarına dayan bir meseledir. Zira o, İslam’ın tevhit inancını “Lâ ilahe illallah” lafzında toplamasına, Hıristiyanlığın -öncesinde çok belirgin olmayan-
teslisi siyasileştirme
ve bunu
ikona
yoluyla imgesel bir külte dönüştürme yöneliminin adıdır; teslis esaslı suret -ikona, imge- İslam inancıyla
rekabet
etmenin, Hıristiyanlığı tevhidin dışında konumlandırmanın
dispozitifidir
; Tanrı sözünü duyarak ve okuyarak değil, görerek içselleştirmedir.
Burada dispozitif kelimesini zikretmemizin nedeni, suret meselesinin inanıştan sonraki ilk safhasının
ekonomik........
© Yeni Şafak
