Barbarlığı Öteki’ne medeniyeti kendisine zimmetlemek
Önceki yazımızda Hardt ve Negri’den yaptığımız alıntıdaki şu cümleyi tekrar hatırlatalım: “Diyalektik olan gerçeklik değil sömürgeciliktir. (…) Sömürgecilik başkalığı ve kimliği üreten soyut bir durumdur. Ancak sömürgeci durumda bu farklılıklar ve kimlikler sanki mutlak, temel ve doğal şeylermiş gibi işlev görür. Diyalektik okumanın ilk sonucu, bundan ötürü ırksal ve kültürel farklılıkların tabi olmaktan çıkarılmasıdır. Bu, yapay kurgular olduğu fark edilince, sömürgeci kimliklerin buhar olup uçacağı anlamına gelmez. Gerçek illüzyonlardır ve sanki temel şeylermiş gibi işlev oynamaya devam ederler.”
Gerçek
illüzyonların
gerçekliğinin anlaşılması, ırksal ve kültürel tanımların
kurgudan
ibaret oluşu sömürgeci için
negatifliğe
işaret etmez, bilakis bunların böyle olmaları yani
dayatılmaları
bakımından onları itirazsız olarak benimseyen Öteki’nin aklını küçümseme, alaya alma hatta onun idrakiyle oynama bağlamında kendisinin temel aldığı düşünsel zeminin sağlamlığını ve değişmezliğini gösterir.
Bunu asıl, bizim zamanımızda tedavüle sokulan radikal, fanatik, terörist vd. terimleri de ihtiva edecek şekilde antik özlü ve her devir için çok kullanışlı bir hurç olan barbar teriminin serüveninden izleyebiliriz:
Homeros
: MÖ 750 civarında, bugünkü İzmir’de ya da Sakız Adası’nda yaşadığı sanılan Homeros, “garip / anlaşılmaz şekilde konuşanlar” anlamında
barbarophonoi
kelimesini kullanan ilk kişidir. Bu kelime tam olarak barbarlık kelimesine yani onun sömürgeci dilinde........
© Yeni Şafak
