Aynının tekrarında saklanan başkalık
Aynının tekrarında saklanan başkalık
Kamuran Çınar’a ait bu minyatür levhası, yeni zamanda yapılmış olmasına rağmen tarz-ı kadim (klasik) minyatürün birçok sûretini (imgesini), ritmini ve görme imkânını ihtiva ediyor. Büyük bir ağaç, gövdesinde beliren insan yüzleri, ağacın yanında kitap okuyan bir kişi; dallarda bir kuş, bir yuva ve yavrular…
Bunların her biri ilk bakışta bizi sembolik karşılıklar aramaya davet edebilir. Fakat İslâm Sanat Nazariyatına dair buraya kadar gerek tespit gerekse kazı minvalinde ısrarla belirttiğimiz üzere, bu levhayı nakkaşın tekniğini çözmek yahut sembol avcılığı yapmak için seyretmeyeceğiz. Sûretleri hazır mânâlara tahvil etmek yerine, aralarında kurulan nispetin bize neyi gördürdüğüne ve düşündürdüğüne bakacağız.
Çünkü sanat eserinde sembolün mânâsı, onu bir sözlük maddesi gibi karşılayan tek bir cevaptan ibaret değildir. ‘Ağaç şudur, kuş budur, yuva buna işaret eder’ dediğimiz anda sûret kendiliğinden bir bilmeceye, temaşa da cevabı önceden belirlenmiş bir çözme işlemine dönüşebilir. Oysa nispeti esas aldığımızda mânâ kapanmaz; sûretler birbirlerini görünür kılmaya başlar. Ağaç yüzleri, yüzler ağacı; kitap okuyanı, okuyan kitabı; kuş yuvayı, yuva kuşu; birlik çokluğu, çokluk birliği gösterir...
Bu nedenle burada takip edeceğimiz bilgi, eserin dışında duran ve ona hükmeden genel bir bilgi değil, levhayla karşılaşmamızda teşekkül eden bize mahsus bilgidir. Zevk de aynı şekilde keyfî beğeni değildir; nazarın eserle kurduğu nispet içinde aldığı tattır. Dolayısıyla seyreden olarak bize sunulanda, bize göre........
