Recep Tayyip Erdoğan: Adım adım nasıl küresel bir lidere dönüştü
Bu yazıyı kaleme alırken zihnimde biriken düşüncelerin ağırlığı, ilk cümleyi kurmayı zorlaştırdı. Çünkü mesele yalnızca bir liderin hikâyesi değil, iki asırdır varlık-yokluk mücadelesi veren bir milletin yeniden ayağa kalkışının hikâyesidir. Bu nedenle soruyu en baştan doğru sormak gerekir: Batı sömürge düzenine karşı uzun bir tarihsel direnişin içinden çıkan bir lider, eğer Batı’da doğmuş olsaydı nasıl anlatılırdı? İngiltere’de, Almanya’da ya da Amerika’da bu ölçekte bir lider ortaya çıksaydı, akademi onu nasıl konumlandırır, hangi kavramlarla inşa ederdi? Ve daha çarpıcı bir ihtimal: Eğer bu lider sol gelenekten gelseydi, bugün dünya literatüründe kaç yüz makale, kaç bin sayfalık eser onun üzerine yazılmış olurdu?
Bugün gelinen noktada, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin ortaya koyduğu dönüşüm, birçok coğrafyada bir modele dönüşmüş durumdadır. Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde daha fazla konuşulan, daha fazla dikkat çeken, mazlum milletler için umut, kalkınma ve bağımsızlık fikrinin somut bir örneği hâline gelen bir liderlikten söz ediyoruz. Ancak paradoksal biçimde, bu ölçekte bir dönüşüm kendi ülkesinde yeterince derinlikli akademik analizlere konu olmamıştır. Bunun temel sebeplerinden biri, uzun yıllar boyunca Türkiye’de kültürel iktidarı şekillendiren Batıcı ve ideolojik çevrelerin bu tür bir liderliği anlamak yerine dışlamayı tercih etmesidir. Diğer yandan, muhafazakâr entelektüel çevrelerin önemli bir kısmı da bu büyük dönüşümü kavramsallaştırma cesaretini gösterememiştir.
Oysa son çeyrek yüzyılda Türkiye’de yaşananlar, sıradan bir siyasi başarı hikâyesi değildir. Bu süreç, devlet kapasitesinin yeniden inşası, ekonomik altyapının güçlendirilmesi, savunma sanayii başta olmak üzere stratejik alanlarda bağımsızlık kazanılması ve dış politikada edilgenlikten özne konumuna geçişin bütünlüklü bir hikâyesidir. Altyapı yatırımlarından teknoloji ekosistemine, enerji politikalarından güvenlik stratejilerine kadar uzanan bu geniş dönüşüm, parçalı değil; rasyonel bir liderliğin adım adım inşa ettiği sistematik bir sürecin ürünüdür.
Erdoğan’ın liderliği bu noktada özgünleşir. O, klasik bürokratik siyaset anlayışını aşarak doğrudan halkla kurduğu güçlü bağ,........
