Hassasiyetlerimizin bir hissiyatı var mı?
İnsanın kendi özünden besleyip büyüterek kişiliğine yansıtacağı hassasiyetler, diğer pek çok şey gibi dışarıdan kodlanarak hazır halde yükleniyor artık insanlığımıza. Nelere, nasıl, ne kadar hassas olunacağına dair görünmeyen, adı konulmayan toplumsal yönergeler var. Kanaatlerin oluşmasına benzer bir süreç söz konusu. Kanaatler de öyle değil mi, onlar da hazır alınmıyor mu artık türedi akıl fikir tezgahlarından. Neredeyse ihtirasla sahiplendiğimiz kanaatlerin ardında bize ait bir fikir çilesi, bir kalp yükü var mı? Hassasiyetlerimizin oluşmasının ardında da kendimize ait bir yaşama, hissetme, hazmetme tecrübesi yok genellikle.
Dolaşımdaki tanımlanmış hassasiyetlerden meşrebimize uyanları seçip sahipleniyor, yine tanımlanmış usullerle ve öngörülmüş sınırlar içinde o hassasiyetleri dillendiriyoruz. Herkesin bu türden içinde demlemediği, hissiyatını edinmediği ‘satın alınmış’ hassasiyetleri var; ancak bu hassasiyet bolluğunun her geçen gün biraz daha fazla yozlaşıp çürüyen toplumsal hayatımızı geri kazandırmaya dönük herhangi bir tezahürü olmuyor. Olamaz da zaten! Hassasiyet sahibi olmak için hassas bir insan olmak gerekiyor; bunun için de........
© Yeni Şafak
