menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (2)

60 0
04.09.2026

Büyük Taarruz’un 104. yılında, dönemin ruhunu edebî metinler ışığında aramak... (2)

Eskiden gençliğin baharında olanlar için “O henüz hayatı tanımıyor” denirdi. Bugün iki otuzunu devirmişler için dahi kolaylıkla hayatı tanıyor diyemeyiz. Soruyu kendi nefsimizden cevaplayalım. Hayatın hakikatini idrak edebildik mi? Tükettiğimiz hayattan geriye “hayat tecrübesi” mi kaldı yoksa yaşlı çocuklara mı dönüştük?

Soruların peşinde, geçmişin izinde ilerleyelim o vakit...

1918 yılında Yahya Kemal’e “Ölenler öldü, kalanlarla mustarip kaldık/ Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık” mısralarını yazdıran atmosfer, her bilinçte ayrı bir frekans üzerinden bir müddet yankılandı şüphesiz. 

Yahya Kemal’in cepheden şiir isteyen delikanlıları, yukarıdaki 1918 tarihli satırlar kendilerine ulaştıysa eğer, ne hissetmişlerdi acaba? 

Seferden dönünce ne hissettiklerini, Yahya Kemal”in satırları üzerinden “gerçek hayat hikayesi değil, sadece aşk hikayesi” okuyabileceklerini öğrenmiştik.

Peki “gerçek hayat hikâyesi”nden kasıt neydi? Mütareke Dönemi için bu ibarenin tam karşılığını veremeyiz. Ama Pandemi Günleri’nde ekranlarda psikiyatrist yazarın, hastalarının hikayesini satırlara taşıyan “gerçek hayat hikayesi” etiketiyle yayımladığı romanlardan kotarılmış senaryolara aynı anda birkaç kanalda birden maruz kalmış, “bildiği dünyadan koparılmış”, hayata uzaktan bakan seyirci, sözüm ona kendi “gerçeğine” çağrılmış, neredeyse herkesin bir psikoloğu olacağı bir evreye........

© Yeni Şafak