21. yüzyılı el üzerinden okuma vakti…
Akademik hayata henüz başlamış araştırmacılar, yazar olma hayali ile içini sıcak tutan genç kalemler ve hatta hayatında okuma yazmaya dair hiçbir dosyası olmayanlar, “yazar” olduğumu öğrenince şevkle o soruyu soruyor. Elbette her biri kendi meşrebi üzerinden soruyor.
Araştırmacılar “Sizi tam da bu konuyu araştırmaya sevk eden ne oldu?” diye soruyor. Genç yazar adayları “Yazdığınız konuları nereden buluyorsunuz?” diyor. Okuma yazma bahsinden uzak olanlar ise “Neye dair yazıyorsunuz? diye soruyor. Ki benim için cevaplaması en zor soru budur. Neye dair yazıyorum? Soru genel olunca ben de genelin izinden yürüyüp “Hayata dair her şey.” diyorum. “Nasıl yani?” diyorlar. “Ben sosyoloji eğitimi aldım.” diyorum. Sonra her şeyin neden sosyolojisi olduğunu toprağı bol olası Bauman’dan ödünç aldığım cümleler ile anlatıyorum ayaküstü.
Tıbbın ilgi alanına girmeyen ama sağlık ile ilgili konular Sağlık Sosyolojisi, Edebiyat ile ilgilenen Edebiyat Sosyolojisi, Kültür Sosyolojisi. Saydıkça sayıyorum. “Yani!” diyorlar “Peki siz?” “Ben de gündelik hayatın içinde yer alan her şey ile ilgileniyorum. Gündelik hayat sosyolojisi.” O zaman yüzlerinde bir aydınlanma ile “Şimdi anladım, onun için her şey dediniz.” diyorlar.
Karşılaştığım soruları daima ciddiye alırım. Cevap verdiğim sorular üzerinde dahi tekrar tekrar düşünürüm. İşte şimdi, bir konuyu nasıl düşünmeye başladığımı işin en başından anlatabileceğim bir örnek olarak, içimde gittikçe derinleşen, fikrimi yoran, zihnimi geren bir uzuv olarak ellerimiz üzerine düşünmeye başladığım sahneyi dikkatinize sunabilirim. El bahsi, artık babamın olmadığı dünyada babamdan bana kalan son konu olarak çok kıymetli.
Bazı anlar vardır, yaşandığı zaman çok kısadır, ama hatırlanmaya devam edildiği sürece derinleşir ve genişler.
Babamın son demleri. Doktorlar,........
