Türkiye ile İspanya: Yeni bir “Hilfü’l-fudûl” mümkün mü?
Mekke’nin henüz vahiy ile tanışmadığı yıllar… Merkezi bir devletten yoksun
Kureyş toplumunda
güç dengeleri kabileler arasında dağılıyor, ticaretle büyüyen şehir yeni gerilimler de üretiyordu. Servetin ve itibarlı soyların hakim olduğu bu düzende
güçlü olanın sözü
geçiyor
, zayıfın hakkı çoğu zaman gözetilmiyordu. İnsanların can güvenliği ve hak arama imkânı yalnızca mensup oldukları kabilenin “
asabiyye
gücü"
nispetinde karşılık buluyor, bu durum Mekke’de ciddi bir ayrışma doğuruyordu.
Bir tarafta statükoyu ve kabile ayrıcalıklarını korumak isteyen
“Yeminliler İttifakı”
(Kan Yalayıcılar), diğer tarafta ise kendi aralarında birbirlerini desteklemek üzere yemin edenlerin oluşturduğu
“Güzel Kokulular İttifakı”
bulunuyordu.
Bu ittifaklar, kabilelerin dışında kalan yabancılar, köleler ve kimsesizler için ise adaleti tesis etmiyordu. Yemenli bir tüccarın malına Kureyş’in ileri gelenlerinden Âs b. Vâil tarafından el konulması
Mekke’de yeni bir hareketin doğmasına
sebep oldu.
Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde
toplanan bazı kabile liderleri ve şehrin ileri gelenleri aralarında ahitleşerek tarihe “
Hilfü’l
fudûl
” olarak geçecek şu sözü verdiler:
“Denizde bir yün parçasını ıslatacak kadar su kaldığı sürece zalime karşı mazlumun yanında olacağız.”
Artık Mekke’de yerli veya yabancı birine zulüm yapıldığında, -
zalim kim olursa olsun
- mazluma hakkı geri alınıncaya kadar yardım edilecekti.
O toplantıya henüz yirmili yaşlarında olan
Peygamber Efendimiz (sav)
de katılmıştı. Rivayetlere göre Hz. Peygamber yıllar sonra bu ittifakı överek şöyle demiştir:
“Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla öyle bir anlaşmaya katıldım ki, benim gözümde kızıl tüylü bir deve........
