Türkiye neden bu hale geldi?
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." Asırlardır tekrar edilen bu söz, bugün belki de tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Çünkü bugün Türkiye'nin yaşadığı en büyük kriz, yalnızca ekonomik değildir. Bugün en ağır kriz, insan krizidir.
Bugün çoğu tartışma ise hastalığın kendisinden çok belirtileri üzerinde yürümektedir. Ekonomiyi konuşuyoruz. Hukuku konuşuyoruz. Anayasayı konuşuyoruz. Yönetim sistemini konuşuyoruz. Elbette bunların tamamı konuşulacaktır. Ancak şu temel soruyu sormadan hiçbir reform kalıcı olmayacaktır: Bu kurumları ayakta tutacak insanı nasıl yetiştireceğiz? İşte bu sorunun cevabını bundan yaklaşık beş asır önce Osmanlı'nın büyük mütefekkiri Kınalızâde Ali Çelebi vermişti.
En büyük eseri olan Ahlâk-ı Alâ'î'yi yazarken "Devlet nasıl yönetilir?" sorusuyla başlamadı. Önce şu soruyu sordu: İnsan nasıl olmalıdır? Çünkü devletin kaderini belirleyen şeyin kanunlardan önce karakter olduğunu biliyordu. Bu sebeple eserini üç bölüm üzerine kurdu. İlk bölümde bireyin ahlakını ele aldı. İnsanın erdemlerini ve onları yıkan reziletleri anlattı. İkinci bölümde aileyi ele aldı. Çünkü aileyi, toplumun ve devletin ilk mektebi olarak gördü. Ancak bunlardan sonra devlet yönetimine geçti. "İlm-i Tedbîrü'l-Medîne" başlığı altında devlet idaresini anlattı. Bu sıralama rastgele değildir. Çünkü Kınalızâde şunu çok iyi biliyordu: Ahlakı çökmüş insanlardan güçlü aile çıkmaz. Güçlü ailelerin olmadığı yerde sağlam toplum kurulamaz. Toplum çözülürse devlet yalnızca kanunlarla ayakta tutulamaz.
Aradan dört yüz yılı aşkın zaman geçti. Bu defa sözü, Osmanlı tarihinin en büyük isimlerinden Prof. Dr. Halil İnalcıkaldı. İnalcık, Osmanlı'da Devlet, Hukuk ve Adalet adlı........
